Nisan geldi böyle oldu

31/03/2009 § Leave a comment

Aslında Amerika setine devam edecektim. Daha doğrusu, “ideal dünya”da yarım kalan şeyleri tamamlamak gerektiğinden, devam etmem “icap ediyor”. Ama icaplardan oluşan; belki bu sayede belki bu yüzden bir türlü tam olamayan hayatımdan bugün bir bıkkınlık dalgası çöküverdi üzerime (Enteresan … hiç olmaz halbuki!)

Herhalde şundan: Eve dönerken, artık biraz daha kazma kürek yaktırmayacağını umduğum Nisan’ın gelmesi ve 1 saat ileri alınan saatlerin etkisiyle, uzayan günlerden, geç kararan havadan bahsettik Cihan’la. O kadar bahar (nereyedeyse yaz diyeceğim) gelmişti ki, beynim sulanana kadar çalışıp çıktığımda bile hava hala tam kararmış değildi! Yani artık işten çıktığımızda hava hala aydınlık olabilecek, hatta iki kişinin de denk getirebilme ihtimalinde iş sonrası gün gözüyle iki deniz havası bile alabilecektik! Gel gör ki bunu konuşurken saat 8:30 du, ikimiz de henüz yoldaydık ve gün gözü daha fazla açık tutamıyordu kendini. Günün pili bitmişti. Dünyayı kurtaracak hesap / kitap / projelendirme / iş geliştirme yapmıştık ama kendimizi yine unutmuştuk. Ay sonunda maaş hesabımıza yatacak 4 haneli bakiyenin yirmide birini hak etmiştik. Peki ne zaman – ve hangi kafa ile- harcamak üzere?

Amerikan tespitler

24/03/2009 § Leave a comment

Geç de oldu, güç de. Ama oldu.

Seçtiklerimi seçmesi zaman almadı diyemeyeceğim. Ancak sistemi “pick as it comes” yaklaşımı kapsamında; “buna bakmak için 5 saniye süren var”- “dur” – “geç” – “bu sırıttı, sil” komutlarına bağladığımdan bu yana, bu süreci de pekala kolaylayabildiğimi gördüm.

Neticede, yöntemin anlam ve önemini özetleyen – dolayısıyla çok da anlam yüklenmemesi beklenen- bir seçki şöyle oluyor:

New Jersey hakkında ilk duyduklarımdan biri, burada çok Türk yaşadığıydı. “Bize kalsa her yerde çoğunluğuz zaten” dedim ve geçtim. Biri Nevce ile yanında kaldığımız (Türk aile) Aysun ablaların evi, diğer ikisi Aysun ve çocuklarla arabada olmak üzere toplam 3 tane epey başarısız “ilk fotografları” çektikten sonra otobüs beklemeye koyulduk. Kameradaki 4. fotograf yandakidir.

Türkler mi demiştik?


Times’da o sırada -Aralık 2008- Obama hype’dan yararlanmak için anlamlı bir fikre gerek yoktu.

Zaman zaman “benzetme hastalığımı buraya da mı taşıdım” dediğim oldu, ama kimi yerler fazlasıyla tanıdık yerleri hatırlatmaktaydı:

Beşiktaş ?
(Southstreet Seaport)

Laleli ?!? (China Town)


Daha sonra alametifarikalaşacak şeylerden ilki. Daha doğrusu, çifti. Hayatta geçirdiğim en soğuk 13 günü bir çift lastik çizme ile (kazasız belasız ve sıcak) atlatmış olmama hala şaşıyorum. Tabi asıl şaşırtıcı olması gereken, long-distance bir uçuşa skinny jean + lastik çizme kombini ile çıkmış olmam ki, dönemin UGG lardan sonra en popüler moda ögelerinden biri olmasına rağmen kimsenin bunlarla neden uçmadığını, check-in’de iki kez çıkarıp (şişmiş ayaklara) tekra giymek suretiyle – epey acılı biçimde – anlamış oldum. Yine de hakkım teslim edilmeli: Götürdüğüm (ve Amerika’da neredeyse hiç açmadığım) bavul(larımdan herhangi biri)nde yer olmadığı için, bu çizmeleri ayağımda taşıdım Asıl acıklısı ise, dönüş bavullarında da beklenen üzere yer kalmadığından çizmelerle binlerce mili geri gelmekti. (Lakin bu kez bilinen her türlü moda akımının ötesinde bir “bol pantolona altına lastik çizme” kombini ile hava sahalarında çığır açacaktım, ayrı konu…Çizmelerimi almayan bavulum ise banttan battal boy poşet içinde patlamış olarak gelecekti… İçindeki 4 çift daha çizme ve bir çift Converse’ten olsa gerek.)

Kısacası yeşil lastiklerimin kimse hastası değil, ama ben onlara 2008’den çok şey borçluyum. Tabi asıl borcum kulaklıklara – ki onlara -ister istemez- geleceğiz.

Saded denen şey ve ona uzanan yollar

24/03/2009 § Leave a comment

Sadede gelene kadar çok yoldan geçtim. Yıllar süren, hatta kendimi bildim bileli tükendiğini hiç hatırlamadığım bir yaratma / tekrar yaratma / kilitlenme / çözülme / hoşnutluk / müşkülpesentlik ve bunun gibi pek çok fikri ve hissi sürüncemenin ardından, yazınsal yolculuk şimdi yepyeni bir vagonda buluyor kendini. Acaba sadede gerçekten gelebilecek mi?

Where Am I?

You are currently viewing the archives for March, 2009 at Muhtelif Hikayeler.