İlham ver yeter

17/06/2009 § Leave a comment

Bana ilham versin, bazen bu kadarı bile yeter.

Şikayet edecek şey çok olduğu zaman şikayet anlamsızlaşır. Bazen söylenecek, ve gerçekten söylenmeye değecek o kadar fazla şey olur ki, her söylenme bir öncekine kıyasla daha az şey “söyler”. Durum kötüleştikçe, durumun vehametini kavramaktan da anlatmaktan da giderek uzaklaşır insan. Konuşmasına belki her zamankinden çok sebep varken susar, dert bittiği için değil, bıktığı için.

Şikayet eğrisinin artış-zirve-azalış yaptığı bu parabolik zamanlarında, aklımın gözenekleri nedenese açılıverir. Alakalı alakasız her şeye bakasım, okuyasım, izleyesim gelir. Gözümden uyku akar ama benim ekran karşısına oturup oya oya işleye işleye yazasım vardır. Yani, basitçe çiziktiresim bile değil… Stres katsayım tavan yapınca sanki yaratıcı gözümün tıkanık damarları arınır da, gözlerim -ve ruhum- kapanmamakta inat eder.

Bunu belki bu gece gözlerim açık olduğu için gördüm. W+K’nin bu reklam kampanyası için yarattıkları bana ilham verdi, çünkü sevdiğim şeylerden parçalar taşıyordu:

Zeka. Akıl kırıntıları… Tanıdık sokaklara çıkmak için beklemediğim, sürprizli yollar kullanıyor. Daha uzun bir yolda yürütüyor, ama manzaranın güzelliği hatrına dert etmiyorum.

Nostajik, en azından benim için. Geçmişin tozunu savuruyor yüzüme adeta… Bir ilan, şiir bile sevememe rağmen bana yıllar sonra şiir okuma isteği veriyor. Ya da en azından, şiir okuduğum dönemlere dönme isteğini.

Ve şunu dedirtiyor: Bugün değil, ama hayatın küçük küçük anlamlar taşıdığı bir zaman vardı. Yani öyle bir zaman vardı, dolayısıyla yine olacak.

Advertisements

Büyüdükçe öğrendiklerim

16/06/2009 § Leave a comment

1. Endişeleri taksitlendirmemek. Hiç bir şey için gereğinden erken evhamlanmaya başlamamak. Başıma neler gelecek diye kendi başıma çorap örmemek. Valizleri bir hafta değil bir gün önce hazırlamak. Günler, aylar sonrasının dertlerini çekmek için bugünden sıraya girmemek. Çile doldurmamak; çilenin dolmak bilmediğini bilmek.

2. Süslü sözlere tamah etmemek. Şarkıların sözlerini değil, melodilerini dinlemek. Anlam değil, ritm çıkartmak. Sert tınılardan değil içi boş sözlerden rahatsız olmak.

3. Sadeleşmek. Yalınlaşmak. Düzleşmek.
Anlamı gereği, uzatılmaması gereken bir madde.

4. Esnemek. Uyumlu olmak. Beklentisizleşmek değilse de, beklenti seviyesinde vasatlaşmak. Sıkı bağlamamak, düğümleri gevşek tutmak.

5. Her anlamda çer çöpten kurtulmak. Yerleşik hayat kadar rahat bir göçebe hayatı sürebilmek. 5 dakikada masamı, 5 saatte dolabımı, 5 günde evimi değişebilecek kadar bağlar, bağlantılar ve bağımlılıklardan konusunda “arılaşabilmek”. Gerektiğinde hayatımı bir sırt çantasına sığdırabilmek ya da gerekirse sığdırabileceğimi bilmek. Yine bir gün isyan ederse, beynimi de o çantaya atacak yerim olduğundan emin olmak.

6. Sabırlı olmak. Biraz daha sakin olmak. Tümüyle delirmeden önce bir an için durup nefes almayı akıl edebilmek. Öfkenin sahibine verdiği zararı bilmek, ve anlamsız mazoşizmde bulunmaktan kaçınmak.

7. Sünger çekebilmek. Unutmak. 5 dakika, bazen 5 saniye içinde unutabilmek.

8. İncelikli yalan söylemek. Yalanını hatırlamak ve yalanda da istikrar sahibi olmak.

9. Kırılgan cam değil, bükülebilen plastik olmak.

Where Am I?

You are currently viewing the archives for June, 2009 at Muhtelif Hikayeler.