Lookbook.nu hakkında maruzatım var!

27/08/2009 § 1 Comment

Lookbook.nu özelinde olup bununla sınırlı kalmayan; son dönemde yüksele yüksele tavanı delmiş, ucundan kıyısından merak salmayanı dövdükleri, “red carpet yakından izlenecek; sokak modasının nabzı tutulacak; bütün fashion blogları okunacak; Vogue, Elle US/UK/AU kapakları ayın 28’i olmadan görülecek; hangi fast fashion markası yine hangi high street parçasını çaktı bilinecek” dedirten moda bağımlığının beni bağladığı bazı hususlar:

Başlamadan: Şalvar pantolonlar, kıvrık paçalar ve kollar, neon renkler, tayt, gladyatör sandalet, burnu açık bootie, dev tavşan kulağı saç tacı, boğazlı sneaker, beyaz Ray Ban Wayfarer, ultra kısa şort, blazer altına yüksek bel şort ve içine sokulan bol t-shirt ikilisi… kör gözün parmağı yapmamak adına konu edilmiyor…

İstatistik severim. Data çoğu zaman ele gelir bir şey ifade etmemekle beraber, beklenmedik anlarda şaşırtır, ve bazı konularda öyle “pattern”lar çıkar ki aslında fark etmemek için rakam sevmemek değil, kör filan olmak gerekir.

Birkaç örnek:

Neo-hippi saç bandı. Buna hippi-chic görünmek takıntısı da diyorum ben. Aslında son derece yapılı olan ama dağınık görünümlü, mümkünse yandan perçemli saça takılıyor, tabii öylesine takılmış havasında. Bu saç bandı örgü formunda olup saç rengine de yakınsa, daha makbul.

Kameraya değil önüne bakma sorunsalı. Kızlar herhalde daha romantik, erkekler de daha cool olduğunu sanıyor. Fotoların yarıdan çoğu ayağına bakan, ortalama 45 derece eğik başlı amatör pozculardan oluşmakta… (maksat istatistiki olmak).

Çarpık bacak karizması. Yıllar yılı kardeşim ve ben annemden boşuna yürürken içe bastığımız için fırça yemişiz. Dik durmadığımız için işittiklerimizi de hesaba katarsak, ailemizde genetik olarak erken öten horoz sorunsalı varmış meğer! Bakınız birbirine dönük bacaklar ve her an dolanacak gibi görünen çarpık ayaklar cool duruşun bir numaralı şartı olmuş.

Kimlik bunalımı. Aslen IRC zamanlarına kadar gider bu. Chat nickname’lerinden email hesabı isimlerine, ne zaman kendimizi kısa bir sözcükle ifade etmemiz gerekse, internet cumhuriyeti olarak hep ağır error’lar vermekten kurtulamamışızdır. O isimlerle oraya buraya e-mail atmaya hatta iş başvurusu yapmaya utanmaz iken; kendimizi lookbook’ta kısaca şöyle tanımladığımız için bizi kim suçlayabilir zaten?

Kerstin N., 17 year old nutcracker from gbg
Seraphin .., 8 year old Little Prince from France
Katie-lou S., 20 year old Attention seeker singing dancing acting from Shanktown
Marie-jeanne W., 15 year old furry little kitty from Montréal
Mitch G., 18 year old blogerbitch from Munich
Cherry W., 19 year old lost soul from Dirty Streets o’ London
Jaquelin D., 20 year old chimney sweep from Miami
Oleg P., 24 year old pretender from Moscow
Rhiannon D., 18 year old Bob Dylan from Gold Coast
Chloe A., 16 year old day dreamer from Minnesota
Daisy F., 19 year old Paper cutter from Just there
Allison W., 16 year old soul searcher from DC
Daniel D., 17 year old gutterchild trying to survive the horrors from the ghosttown he calls home

Önceki muhtelif hikayede ne oldu?
Vakit Nakittir

Vakit Nakittir

20/08/2009 § Leave a comment


Biliyorum, günün birinde “ideal dünya” denen şey gerçek olacak… İşte o zaman birilerinin hayatımdan öyle veya böyle kestiği tüm zamanları, bu şekilde faturalayacağım.

Önceki muhtelif hikayede ne oldu?
Biraz Daha Çiçek

Biraz daha çiçek

17/08/2009 § Leave a comment

Zaten güzel olan birşey, her zaman daha da güzel olabilir.

Önceki muhtelif hikayede ne oldu?
Across The Universe

Across The Universe

17/08/2009 § Leave a comment

Hep yalnış zamanlarda yalnış filmler mi izlenir?

Hayatım boyunca, “tekrar tekrar izlemek” istediğim filmi bekleyip durdum.

“Tekrar tekrar okumak” istediğim kitap arayışı bundan 10 yıl önce Catcher in the Rye’ı bulduğumda – daha doğrusu o beni bulduğunda- son bulmuştu. O zamandan bu yana 4, 4,5, 5 kere okuduğum ve zaten çok sağlam olmayan kitap; kapağının sağ üst kısmı noksan halde şu an kardeşimin başucu kitabı olarak hayatını sürdürüyor… Zaman zaman yığınların arasında gözüme çarpıyor; ve eskidikçe, yırtıldıkça daha değerli hale geldiğini düşündürüyor bana. Yıllar içinde daha gerçek hale geldi.

Giriş cümlesini, hatta giriş paragrafını ezberlediğim bir kitap bulmuştum, ama başucu filmim gelmek için bugünü bekliyordu. “Is there anybody going to listen to my story” dediğinde, “dinleyeceğim… ve bir değil çok çok kez ” diyecektim. O an. Bilmeden. Henüz bir kez bile dinlemeden.

Önceki muhtelif hikayede ne oldu?
Müesseselessness

Müesseselessness

13/08/2009 § Leave a comment

Keşke ailevi sorumluluklar müessesi, kabuk tutan yara olsa.
Biz büyüdükçe kabuk kurusa, yeterince büyüdüğümüzde de koparıp atsak.
Koptuğunda kimsenin canı -gerçekten- acımasa.

Toptan müessese-free hayatlarımız olsa, mesela.
Sorumluluktan değil, istediğimizi istediğimiz için yapsak; istemediğimizi istemediğimiz için yapmasak.
Eylem ya da eylemsizlik, seçim değil hal olsa.

Dünya aslında büyük

10/08/2009 § 2 Comments

Murathan Mungan’ın orada geçen romanını – hikayesini- okuduğumda, henüz 1900’lü senelerdeydik. Yarı hayran yarı bağımlı bir halde okuduğum “3 aynalı 40 oda”nın en çok o üçüncü aynasını sevmiştim. O zaman düşünmüştüm o toprakları gerçekten bir gün görmek istediğimi. Ve hayatımın bir noktasında göreceğimi.
Yıllar geçti ve ben ülkenin batı yakasında doğma büyüme pek çok Türk evladı gibi vatanın karşı tarafındaki hayatı bilmeden yaşamaya; bu ‘taraf’in muhtelif – ama aslında iki elin parmaklarını geçmeyen- şehirlerini tekrar tekrar görmeye devam ettim. Doğu namına gittiğim en ücra yer Ankara oldu.
O zaman merak ettirdiği kadar çekindiren şehre gitmek ise 10 yıldan fazla süre sonra kısmet olacaktı. Üstelik yalnızca gidip gelmeyecek, Mardin’in bağrına iki can da emanet edecektik.
Çoğu zaman “dünyanın çok küçük” olduğunu düşünen, sağım solumdaki neredeyse her şeyin ya bir misina, ya da kalın zincirlerle önüm arkamdakine bağlı olduğuna inanan beni, yeni bir aydınlanma bekliyordu: “Dünya aslında büyük”.

Where Am I?

You are currently viewing the archives for August, 2009 at Muhtelif Hikayeler.