Buzdolabına attım, bozulmaz

29/09/2009 § 2 Comments

Buzdolabı iyidir. Sağlamdır. Bozulduğuna en az rastladığım elektronik edevattır buzdolabı. Aynı zamanda da başına en az iş çıkaran beyaz eşyasıdır evin. Ne çamaşır makinası gibi çalıştır boşalt, ne süpürge gibi tak süpür türünde sevimsiz eylemlere sokar bir buzdolabı seni. Yalnızca ve yalnızca, sevdiğin şeyleri sevdiğin şekilde muhafaza etmeye soyunur. Kendi kendine yeter ve adı üzerinde cool’dur. Sakin, anlaşması kolay.

Şu an yanıbaşımdaki buzdolabı ile birbirimize bakıyoruz. Aklımdan belki ilk kez içinde ne olduğu değil, yukarıdakiler geçiyor. Birden, her zamankinden (farklı diyemesem de) derin bir yalnızlık arzusu çöküyor içime. Hani keşke şu buzdolabı ve ben başbaşa kalsak. İçimdekileri önce şöyle bir önüme döküp, sonra dolaba kaldırsam. Kapağı kapatsam, ışık sönse, soğutma sistemi bir süre homurdandıktan sonra tekrar o ağır, statik ve bir süre sonra duymamaya başlayacağım mırıldanmasıyla devreye girse; hayatımıza kaldığımız yerden devam etsek. Ben kapağı açana kadar ışığı hiç yanmasa, kimse içindekilere dokunmasa. Hepsi taze kalsa. Başına gelip giden, mütemadiyen içinde ne var ne yok diye açıp buzlarını eritenler filan olmasa. Çok şey mi istiyorum?? Buzdolabı da ben de yalnız varlıklarız, bırakın bizi!

Stenbul

25/09/2009 § Leave a comment

Madem Berlin’e varıp şunları görmeye biraz daha var;

“Stenbul”dan şimdilik bu kadar:

…derken, (daha doğrusu bu entari, kısa ve öz postlar kapsamında burada bitecekken) bir de ne göreyim?

 

Gelin Güvey Yağmur

17/09/2009 § Leave a comment

Hep böyle midir, yoksa bana mı denk gelir?

Ne zaman sinirlensem, veya herhangi bir duygu özelinde rölantiden çıksam aynısı olur. Bir şarkı çalar mesela, ve belki yüzlerce kez dinlediğim tınıya sanki bambaşka sözler eşlik etmektedir! Bir yazı görürüm, aman allahım ben benden çıkmıştır da gidip onu yazmıştır adeta! Biri bir şey anlatır, bir başkasının yüzü düşer, biri ya sinirden ya dertten sigaraya sarılır; herkes sanki benim sahneme sessiz sedasız eşlik ediyordur. Hepsinin telefonundan ben cevap veririm, seslerdeki bütün sitemler bana aittir, gözlerimi tekrar tekrar deviririm başka kirpikler altından.

Bu kez de ben Calvin’den rol çalmışım. O da benimle hafif dalga geçmiş, ne oluyorsun kendine gel, aptal demiş. Bütün çiçekler kendi yetişir, kendi solar, kendi suyunu bulur. Kendi kendine gelin güvey ve yağmur olunmaz. Yaaaaa…

Piknige gitmeli

08/09/2009 § Leave a comment

Ben gittim geldim, harika resimler çıktı.

Park Guell 2, originally uploaded by oolee.

Teknolojiden faydalanmak lazım. Zira, o bir taraftan hayatını mahvederken bir taraftan da iki nefes almak için gene kendine sığındırır. Refresh olmayan raporlarım, bitişik sekmede refresh olmamaya devam ederken, ben kendimi Barcelona’da çektiğimiz (edit: çektikleri) zaten harika (bkz: yalakalizm) fotografları editlerken buldum.

Normalde pek hazzetmediğim foto botoxlama işi, meğer doğru plastik cerrahın yaptığı ameliyat misali, doğru touch-up larla harikalar yaratabiliyormuş!

Picnik‘e kusurlarınızı itinayla emanet edebilirsiniz. Hatta, Ajda’lık bile etseniz olur.




Modanın Dingilleri

03/09/2009 § Leave a comment

Doğrudur.

Moda bumerang misali geri döner. Hatta belki dingil benzetmesi daha doğrudur; tarihin gösterdiği üzere kendi ekseni etrafında saymakla bitmeyecek kez dönüp, dönüp, döndüğü için.

Annelerin, ananelerin platform topukluları, büyük güneş gözlükleri, balon etekleri, bebe yakalı bluzları, derisi çatlamış zincirli kol çantaları sabır sebat sahibi ve koleksiyoner ruhlu dişi kuşların çekip çevirdiği evlerin gardolaplarını süslemekle kalmaz; bazısı üzerlerine inen vintage nuru ve çıkan fiyatları ile satanı zengin, alanı ise vezir ile rezil arası bişey eder.

Aynı çamları dönüp dönüp devirirken nasıl her defasında yeni bir şey öğreniyorsak, moda da döndükçe öğrenir; bazı fazlalıklarını atar, çirkinliklerini törpüler, yerine yenilerini getirir. “Hah! Bu moda da geri döndü işte bak!” derken bir bakarız, dönen az ya da çok başka bir şey olmuştur.

80 civarı doğumlu ortalama kadının “eyvah, dönerse intihar ederim valla” celaliyle karşılayıp diş tıkırtıları arasında beklediği 1- yüksek bel 2- vatkanın dönüşünün kimseyi intihara sürüklemediğine bakınca zaten anlaşılır ki her şey kendi etrafında dönerken kendi içindeki dönümünü de tamamlamış; zamana, göz alışkanlıklarına, değişen zevklere ve dertlere uyum sağlar hale gelmiştir.

Tabi araya şöyle moda dingilleri de girer ki, hangi döner aksamın hangi parçası olduğu; nereden nereye döndüğü belli değildir.




Where Am I?

You are currently viewing the archives for September, 2009 at Muhtelif Hikayeler.