Ya her şey mal mülk her şey para pul?

29/12/2009 § Leave a comment

Para, düşünmeyi çok sevdiğim şeylerden değildir.

Hiç bir şeyi fazlasıyla düşünmeye bayılmadığım için, harcarken beni pek de sıkmayan para, kazanmasına ve daha çok kazanmasına kafa yormaya gelince beni önce biraz boğar, ama fazla uzatmadan pençelerini salıverir bileklerimden.

Hırslı mıyım, kendim hakkında karar veremediğim şeylerden biri bu. Ama mutlaka genel bir yargıya varmak şartsa, başarı için yaşadığımı kabul etmem gerekir sanırım… başarıyı iş-okul-kariyer ekseni dışında tutmak kaydıyla.

Başarmak benim dilimde, işte terfi etmekten arada bir erken uyumayı becermeye kadar her anlamı taşıdığı için, ben bunu boş boş söyleyenlerin aksine, gerçekten başardıkça varolurum. Başarı hem küçücük hem kocamandır. Aynı mutluluk gibi.

Bu nedenle parasızlık değil başarısızlık beni mutsuz eder.

Yine de 2010’da, dünyanın bunu dile getiren yarısı ve farkında olmadan uman kalan yarısı gibi, daha çok para rica ediyorum! Başarıyı ben hallederim.

Yıl bitti. Yine değişiyoruz. Hop.

29/12/2009 § 1 Comment

Zamanla yarışmaca… Söz konusu liste mümkünse bu yıl bitmeden, değilse de sıradaki yılı çok eskitmeden çıkmalı. ‘Yeni yıl rezolasyonları” diğer türlü koca bir senelik dert yükü peşinatına nasıl topyekün ve sınırsız kredi açabilir ki ? Yıl biterayak bekleme yapıp geciktirmeyin adamı, daha evirip çevirip hizaya sokacağı çok hayat var. Benimkiyle başlasın hele şöyle bir… Hah şöyle… buyurduk dinliyoruz.

1) Daha az şikayet edilecek. Daha az şikayet edilecek şey yaratılacak. Halihazırda elde mevcut şikayete gelir dert stoğu ile idare edilecek. Kaşınan yerler üflenecek. Ya da buz basılıp tuzdan uzak tutulacak. Veya komple kendi haline bırakılacak. Kaşınan, kaşına kaşına susuyor mu, bu kez bir değişiklik yapılarak denenip görülecek.

2) Olumlu olunacak. Olumlu olmanın kara kaşı kara gözü hatrına değil; olumsuz olmanın sonu olmadığı gerçeğini idrak ve kalkındırma kampanyası kapsamında negatif düşünce sinekleri itina ile savılacak.

3) Daha az umursanacak, umursanmak üzere daha az şey elekten geçirilip eteğe alınacak. İpin ucunu kaçırmak illa gerekecekse, kantarın topuzu “kendim ettim kendim buldum”dan yana değil, “vurdum da duymadım” dan yana kaçırılacak. Vurduysak da duyulmayacak, kim vurduya da gidilmeyecek.

4) Şahsi marazlar sıcak suya batırılacak. Yumuşatılacak. Törpülenecek. Kalan sağlar bizim olup, sevilip sarmalanacak. Yumoş moduna geldik mi, aynısı komşu marazlar için de yapılacak. Yumoştan sonra bir de ermiş mertebesine erişip rahatlanacak.

5) “Kontrolsüz güç, güç değildir” sözüne verilen prim bir müddet geri çekilip, kaynak “İçi boş hırs, hırs değildir” sözüne aktarılacak. Uğruna neden kudurduğumuzu bilmediğimiz şeylere en az birer makul sebep bulunacak. Sürekli hayatımızdan itip kakmaya çalıştığımız şeyler için birer anlamlı mazeret belirlenecek. Gurur yapılmayacak, ağlanacak. Gurur duyulmayacak, mutlu olunacak.

Her yazarın bir mutlu yıllar deyişi vardır. Haydi bakalım, mutlu yılllaaaaaar!

It’s the jacket

25/12/2009 § Leave a comment

via ole says hi – Polyvore.

Noel baba ve çikolatası

25/12/2009 § Leave a comment

1 yıl önce bugün çok sevdiğim birinden en son haber aldığım günmüş. 1 yıl sonra bugün, Noel günü bana kart atarak kontağımızın son halkasını zincirine geçirdiğini bilseydi acaba yine bu manidar dokunuşun aynısını mı icra ederdi diye düşünmeden edemiyorum. Son sözü söyledi ve gitti. Onun sözü son oldu; ve beni ondan sonra kim bilir kaç yıl daha sürecek olan hayatın kalanında bu gerçeğe mahkum ederek gitti. Belki ‘çok sevdiğim insan’ payesini benim dilimin hakimiyetinden sonsuza dek çıkarmış olarak gitti. Günlerden bir gün ‘sevgi çikolata gibidir, yerken ne kadar lezzetliyse, bittiğinde ağzında o kadar acı bir tat bırakır’ dediği kadar acıtarak gitti. Ne garip. İnsan bazen kasıt bile etmeden karşısındakini acıtabiliyor… Çoğu zaman çılgınca uğraşmasına rağmen, en ufak dokunamasa da…

One hell of a dilemma…

24/12/2009 § Leave a comment

… is sometimes as simple as saying “count me in

go go go

Rahmetli yanlışı nasıl bilirdiniz?

20/12/2009 § Leave a comment

Biz doğru bilirdik. Hem de ezelden beri. Vay halimize…

Her inişin bir çıkışı vardır

Uzun lafın kısası ile yetinmeyenler, buna “Dibe vurduktan sonra yapabileceğin tek şey, çıkmaktır” da derler.  Öyle ya, o kadar aşağı inince yukarıdan başka nereye çıkılabilir ki? O inip çıkmalardan iyi bir tepe sersemi olmadıkça, inmez tepemize  zaten gerçeğin şu sillesi:  Hayatta bir iner bir çıkarız. Peki kaç farklı diagonal geçiş yaptığımızı bilen ya da sayan olmuş mudur? Arşınladığımız her bir sokaktan kaç köşegen çıkar kim bilir, lakin hiç biri dibe vurup çıkmak kadar romantik değildir ki çetelesini tutalım! Nicelikte değilse de nitelikte ömrün çoğu, sağa sola kenara köşeye bir ileri iki geri uzayıp kısalmaktan ibaretken, biz o ömre dair birkaç dip buck temizliğini hafızada tutar, allayıp pullayıp belirli aralıklarla bir kadeh şarap iki sigara fırtı eşliğinde “vehey bak işte her inişin bir çıkışı var şu yalan dünyada, geçirdik gördük” deyip sandığa geri tıkarız.

Gerçekse – acıdır ve – şudur:  Dibi kimse ölçmemiştir. Evrensel bir derinlik ölçüsü olmayan dibin ne kadar dip olduğu, daha düşecek yer olup olmadığı, dip dediğimiz yerin bu bağlamda ufuk çizgisinden ne kadar faklı olduğu gibi konular, aslında tartışmalı olmakla beraber, yine, kafa yormak için yeterince romatik değildir. Sorry.

Öldürmeyen, güçlendirir

Ölmediyseniz güçlenmiş olmanız mümkündür, yaralanmış olacağınız ise kesindir. Sizi öldürmeyen bıçak, şüpheniz olmasın bir yerlerinizi törpülemiş, bazılarını da sivriltmiştir. Günün sonunda ya bir parçanız fazla yassı, ya da diğeri fazla keskin kalacaktır. Sağ kalmak, güçlenmiş olmak değildir. Kıvrımlara sahip olmaktır. Neyse, güçlenmeseniz bile, hiç olmazsa seksisiniz.

Kazanmanın kıymetini bilmek için kaybetmeyi bilmek gerekir

Kazanmanın kıymeti asla bilinmez. Şükür, hiç bir zaman tam kapasite verimle çalışan bir mekanizma olmamıştır, zira dünya üzerinde tek işleyen mekanizma unutmaktır. İnsan da unutmadığı için değil, unuttuğu için vardır zaten. Yapı periyodik resetleme üzerine inşa edilmiş gibidir. Çoğumuz, neye şükrettiğini – hiç gecikmeden- unutacağı gibi, daha da çoğumuz şükretmeyi hepten unutacaktır. İşte size hayatın en basit gerçeği: Kazanan mutludur, kaybeden mutsuz. Ömür de iki nokta arasında, bir t andından öbürüne mekik dokumakla geçer. Ve istikameti ezbere bilmemize rağmen, köprünün bir ucundayken öbürünü düşünüp ne şükür ettiğimiz görülmüştür bir gün, ne de sebat.

– Mutlu olmak senin elindedir

Feleğin çemberini düşününün. Şimdi de, “feleğin çemberi”ni bir tamlama olarak cümle içinde en son kullandığınız zamanı. Sizce de mutlu olmak sadece Allah’ın siz zavallı kulunun tekelinde olabilir mi?

– Çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır

Buna inanıyorsanız, günün birinde Sibel Can diyetinden medet ummuş ya da umacak olma ihtimaliniz yüksektir; ki  burada yollarımız ayrılıyor. Siz en iyisi bırakın bunları, gidin organik ürünler pazarından lahana seçin. Sonra da gecikmeden yatın, saat 11:00 sularında uykuda cildi gençleştiren hormonlar devreye giriyormuş, kaçırmak istemezsiniz.

– Yuvayı dişi kuş yapar

Dişi kuşun bir yuvaya yapabileceği çok şey vardır, doğru. Meslela yuvayı dişi kuş süpürür, doyurur, doldurur. Kendi iradesi ile yapabileceği bir yuva da vardır elbet; sadece komünel bir yaşam birimini temsil etmeyecektir, o kadar.

Where Am I?

You are currently viewing the archives for December, 2009 at Muhtelif Hikayeler.