Watch your back, Tavi!

28/01/2010 § Leave a comment

If this ain’t fail, I dunno what is.

Tek bir hakkım olsa…

22/01/2010 § Leave a comment

Hayatımın geri kalanı için;

Alışveriş için, Sadece bakmak için, Abuk subuk şeylere para yatırmak için, Göz arsızlığı etmek için, Cüzdan şımarıklığı yapmak için,  Sıkıldıkça gülmek için, Kovulana kadar kalmak için

Burada dururdum.

Lazy Oaf Shop Kingly Court Carnaby Street London W1B 5PW

Sometimes you need to make yourself believe

21/01/2010 § Leave a comment

via A Good Day : Also Known As | Steven Bonner.

Duvarkağıdı’ndan Istanbul’a

18/01/2010 § Leave a comment

Wallpaper Magazine de İstanbul’a bir pencere açmış. City short: Istanbul; şık, stilize, dingin bir “şehir hissi videosu”. Masaüstü işi standartlarında kuşkusuz bir başarı örneği. Hipnotik meraklandırma seviyesinde, genel geçer göz ve kulağı tatmin ettiği muhakkak. Görsel ve işitesel tüm hibridliğiyle 2010 kültür başkentimize selam mı çakıyor diye sormak isterseniz buyrun, tutmayayım. Lakin, tam bu hallerine bazı maruzatlarım vardı, giyinip süslenmiş karşıma geçmişken fırsatını kaçırmıyorum:

Doğu ile batı arasında, AMA ikisi de değil… Bir Avrupa şehri kadar kültür beşiği VE bir doğu şehri kadar ilham verici…  Eskiyle yeni arasında, kötüyle iyi arasında… AMA aslında hepsi. VE hiç biri değil… Fakir AMA zengin. Güzel VE çirkin. Huzurlu VE kaotik.  Köklü AMA iğreti.

Bütün VE‘leri bütün AMA‘lar ile değiştirebiliyorsak; hepsi birden olmanın anlamı var mı? Hiç biri olmamanın zararı var mı? Hibrid olmayı kozmopolit olmayı “rate edelim” ama overrate mi edelim? Onun yerine tek bir anda, tek bir şey olsak. Bağlaçsız?

Zaman

17/01/2010 § Leave a comment

Senin hakkında bir şey daha keşfettim. Evet, yine. Buna fall from ignorance derdik küçükken, acaba bu tabiri de “aşımına uğrattın” mı, merak etmekteyim.. Düşüreceksen beni şimdi, bir ara kalkarım elbet, ama aynı olur muyum, sanırım onu gösterecek olan da yine sen oluyorsun.

Mesela hızlı geçmen ve yavaş geçmenden oluşan koskoca bir söylenti literatürü rafa kalkacak. Hızınla ilgili ahkam kesmeye her tenezzül ettiğimde “bu önermeler geçerliliğini yitirmiştir” diye beynimde sesin yankılanacak. Ebedi intikamın olarak addediyorum. Ne de olsa sırrını çözdüm. Açıksın artık. Ve kumandan elimde.

Geçip gitmeni mi istiyorum? Anlamayım mı nasıl bu kadar çabuk tükendiğini? Seni görmezden gelmek yetecek. Başka her şeyi o kadar çok göreceğim ki, senin esameni okumak mümkün olmayacak zaten. Aklım bir hikaye bitmeden ötekine uzanacağı için, kendi sağlık ve sıhati açısından senin varlığını hepten unutacak. Bir bakacağım, yıllardır görmediğim yeğenim bir sen iki, nerelere gelmişsiniz…

Yavaş yavaş çiğnemek istediğim zaman ise müsadenle sana kafayı takacağım. Bugün nasıl geçtin, iyi miydin kötü müydün, büyüdükçe başımızda ne çoraplar öreceksin, küçükken her şeyi ne kadar dev gösterirdin şeklinde muhtelif konularda mikro irdelemelere döne döne konu olacaksın. Bir kum saati düşün. İşte o hep akacak. İki elim o kadar tepende olacak yani. Gel söz konusu dedikasyonu sen hesap et!

Şıp

14/01/2010 § Leave a comment

Hazırlanmak namına yapmanız icap eden herşeyi gereksizce uzatıp, incecik zincirden yapılma bir kolyeyi boynunuza takmaya on saniye ayırmak yerine onu cebinize atarsanız, bir sabah hayatiniza yepyeni bir düğüm daha ekleyebilirsiniz.

Bir zamanların damla kolyesi yumak yumak olmuş size bakarken, siz de bir bakarsınız şöyle düşünceler sızmıştır aklınızın çatlaklarından: Hiç ummadığınız bir anda hiç ummadığınız bir köşesi elinizde kalabilmektedir hayatın. Yeterince ütüleyecek ıvır zıvırınız yokmuş gibi, muntazam şeyleri kendi elinizle kırıştırmanız sadece ve sadece an meselesidir.

Anlam çıkarmaya bayılanlardansanız bir de üstelik, sıradaki soru – kolyenizin damlasından küçük olmasın – şıp diye damlayıverir:

Bu düğümü çözünce, diğerleri de peşinden gelir mi?

Peki, o zaman şunu diyemez miyiz?

08/01/2010 § 1 Comment

Hmm… stencil seviyorum.

Olmaz mı?

Görüp de göstermeden edemiyorsan, yazmadan da edemezsin! Adımıza saygıdan ötürü, buraya da muhtelifinden bir hikaye bağlanmalı.

Peki, o zaman şunu diyemez miyiz?

Hepimiz stencil’iz!

Where Am I?

You are currently viewing the archives for January, 2010 at Muhtelif Hikayeler.