When a shoe is not just a shoe

12/02/2010 § Leave a comment

Düşünmeden edemiyorum…

Aslında hep kendi düşmekten korktuğu için mi, üzerinde durmamak adına yaratılmış bir dünyayı düşledi durdu hep, ölesiye?

Advertisements

Bir Rapunzel var mı Bob’unuzdan içeri?

10/02/2010 § Leave a comment

Şu başına ne çoraplar örülmedi ki kız kısmının, boylu boyunca örgü şimdi çok olsun?

Önce perma maşalarının kızgın tellerine teslim edildi saçlar. Yemeğin salçasının, kadının kalçasının eksik olmaması gereken denklemde üç numaralı sabitinin bizzat “saçın perması” olduğu bazı yıllar geçirdik, 80’ler içerisinde. Annelerimizin Stüdyo Bilmemnere’nin objektifine bakarak, üzerinde bir takım kuğu ve ördeklerin süzüldüğü göl kıyısı temalı fonun önünde sanki 3 yaşındaki bizi değil elektrik kaçıran bir gece lambasını tutuyor gibi poz verdiği yıllar da yine 80’lerin ilk çeyreğine tekabül etti.

Permanın çarptığı saç, yaşadığı travmalara doymayarak bir de röfle darbesine maruz kaldı çok geçmeden. Saç rengi çoğunlukta kumralın bile yanından geçmeyen bir kahverengi civarlarında gezen Türk kadını, en pişmemişinden küllü sarı tonlarına “başımın üzerinde yerin var” dedi tereddüt bile etmeyerek.  Röfleyle ahenklenip permayla dalgalanan  saçları zaptetmek için imdada bir de kelebek tokalar yetişince, vatka, penye tayt ve lame’den sonraki en klişe 80’ler resmi belleklerdeki yerini almış oldu.

Yeşilçamın sayısız eserine konu olacak kadar tabana yayılamasa da yine zaman içinde, her kuaförün yeri olan olmayan her alna en az bir kez konduruverdiği kakül, daha ziyade çoluk çocuk başlarına musallat olan bir salgın tadında yaşadığımız küt saçın dibinden uzanan (kıl)kuyruk şeklinde belalara da bulaşmadık değil.  Tabii bu noktada, yüzünde ikamet eden bilimum kara tüye bakmadan, belki hayatında tek kez “modaya değil kafama göre takılırım” dercesine  en gözden düştüğü zamanlarda bile asla bıkıp usanmadan sarışın olma çabası içinde yıpranan, dökülen hatta paralanıp yanan ülke sınırları dahilindeki milyonlarca tel saçı saymıyorum bile.

Daha dün Katie’lerin, Victoria’ların açtığı yolda gösterdiği hedefe hiç durmadan ilerleyerek önü uzun arkası kısa, sağı olup solu olmayan saçlar mı edindiniz kendinize? Görünen o ki, yarın ya da öbür gün de birer takma örgü edinecekiniz. Tamam, bir Rapunzel var belki Bob’unuzdan içeri; fakat kabul edelim, doğal yollarla dışarı çıkmasına da daha çooook var.

Bilelim de…

08/02/2010 § 1 Comment

i am no fashion blogger, nope.

i have like 6 blogs that can only be randomly accessed and  will always randomly babble about fashion, yep.

Bütün kızlar toplandık

02/02/2010 § Leave a comment

ve bu sezon annemizin karnından puantiyeli çoraplar içinde doğduğumuza kanaat getirdik.

Beni al!

01/02/2010 § Leave a comment

Whatever Works‘u izlediğimden beri istiyorum.

Artık benim de “Sana ne alınsa gerçekten çok mutlu olursoouuun? ” sorusuna ıkınmadan veya saçmalamadan verebileceğim bir cevabım var!

Buy me?

Where Am I?

You are currently viewing the archives for February, 2010 at Muhtelif Hikayeler.