Note-to-self muessesesi

31/03/2010 § Leave a comment

..oyle bir seydir ki, hayatinizda yazdiginiz belki de en ‘fiyakali’ yazinin kaderi ilelebet ‘classified’ kalmak olabilir.

Puset beğenen bunu da beğendi de… bana ne oluyor?

24/03/2010 § Leave a comment

Neredeyse çevremde hiç çoluk çocuk yok diye üzüleceğim… Ama neredeyse.

Zaten; giymediğim bluzları, takmadığım çantaları, kullanmadığım duvar takvimlerini, asla yakmadığım mumları, koyduğum yeri hatırlamadığım kitapları, gazeteciden geldiği gibi kağıt çöpüne giden dergileri, okunmak üzere alınıp artık sadece arşivlenebilecek  gazeteleri, izlenmemiş ve kimi belki bugün kült olan filmleri; kısacası şu an “ne zaman” “nereden”i geçtim,  alıp almadığımı bile bilmediğim tüm muhtelif eşyaları bir kenara koyunca – evet dağ ediyor, fakat konumuz değil –  bu koleksiyona iki üç Küçük Istanbul tişörtü daha eklenmiş, çok mu?!! diye düşünmek istiyorum!

Ne de olsa en kötü ihtimalle giyilmemiş büyüklerinin yanında, en iyi ihtimalle de aynamın tepesine iliştirilmiş askıda yerlerini alacaklar!

Ben de salya sümük/patik/biberon/kundak/puset/çıngırak/mama önlüğü/pişik kremi-free bir hayata devam edeceğim!

Gün gelecek

13/03/2010 § 1 Comment

Bundan 40 yıl önce de – ya da 30 yıl önce de, veya 20 yıl önce de – sinemayla müziğin arasındaki şey kara kedi değildi elbet. Bazen çapkın çapkın bakışma oldu onun adı, bazen masa altından biri ötekini yokladı, ama hep böyle ürkek ürkek. Lakin flörtleşmenin antik tarihi boyunca, bu kadar tek vücut oldular mı emin değilim. Bu çılgın kadınları izledikçe – birçok şey daha düşünüyorum elbet – ama nedense en ilk düşündüğüm şu oluyor: Bundan  20 yıl sonra – olmadı 30 yıl sonra, en fazla 40 yıl sonra – acaba kimseye tek bir şey; şarkıcı, oyuncu, sinemacı, tiyatrocu, yazar, çizer, boyar diyebilecek miyiz?

O kadar zaman sonra ne deriz bilmem ama şu an şunu derim ben: Gün gelecek, hepimiz herşey olup, bugün bildiğimiz hiç bir şey olmayacağız. Awesome!

(Ustelik – alakasiz ama – ben bu kadinlarin dordunu de sevmem!)

Bir baska ucleme: Izlemek / Seyretmek / Bakmak

11/03/2010 § Leave a comment

Sorun su ki, su an film izliyorum. Yani tam su an reklam izliyorum ama TV ekranina ‘baktigim’ takriben son 20 dakikadir bu yaziyi yazmayi dusunmek, bu yaziyi yazmak, baska yazilara goz atmak, baska kanallara goz atmak seklinde ve bunlarla sinirli kalmayan yan islerim var. Gidip geliyorum; bir evin icinde, bir beynimin icinde. Gozlerim ekrana kilitli, ama aklim arkada bir yerlerde guzel Turkce’min izlemek / seyretmek / bakmak eksenindeki nuans farklarinin icinde kaybolmus… Aklimin bir kismi yarin ne yapariz, kalani ise bugun neden boyle yapik derdinde…

Oysa simdi yapmak gereken basit, en az filmin, filmlerin adi kadar: Yumurta. Sut. Bal. Sadece tadini cikarmak. Gereken sey de basit, ve hepimize gerekiyor: Biraz dikkat. Biraz sabir. Biraz agirdan almak. Sakin olmak. Zaman. Bir seyin tadini, kendi zamaninda cikarmak. Ne dun, tadi henuz yok iken, ne de yarin, tadi kalmadiginda.

Tez yazsam da olurdu, hani.

08/03/2010 § 1 Comment

Sevgili okur, ben kendimi yillar yili utanmadan multi-tasking insani sanip durmusum, itiraf ediyorum.

‘t’ aninda 3 isten asagisi beni keser mi, kesmez’ dusdurum aslinda marifet degil yanilsama;  bir gun olsun da basimin isimi astigini gorememem ise, surpriz degil dupeduz bir tumevarimdan ibaretmis meger.

Elimi buldugum her tasin altina sokmaya, her seye maydonoz olmaya, her konuda ahkam kesmeye kendimi mesul ilan ettigim gun herhalde o kadar antik tarih olmus ki, kafamin arkasinda bir ‘bitmeyen isler yigini’ ile gezmedigim – ve ayni zamanda bilincustu de olan – bir hatiram yok desem, carpitmis olmayacagim. (Bu noktada parantez acmak gerekir, hatta acilir, ki; kendimi bildim bileli klisesini cumle icinde kullanmaya herhangi baska bir kliseden daha fazla bayilmasam da bazen boyle yeri geliyor, affola). Sozun ozu, bir gun hayatinizdaki en buyuk degisimin yapmadiginiz “erte” islerin siralamasi oldugunu fark ederseniz anlayin ki o hayati biraz evirip cevirmek “silke” yapmak vakti gelmis, hatta gecmekte olabilir.

Ertelemenin de kendi icinde bir adabi muasereti; ve bazilarinin digerlerine gore daha basariyla yonettigi bir muessesesi var elbet. Siz beceriksiz patronsaniz, sanmayin herkesin gemisi dalgalarla bogusuyor. Icimizde oyleleri var ki, iki pirasa bir havuc ile ratatuy pisirip cumle aleme kuzu pirzola diye yedirebilir.

Neyse, konumuz bu degil. Konumuz, … ama o da ne ? Sirtimizdaki kamburlardan biri gitmis olabilir mi? Gitmis valla… Londra’ya ucmus bile:

http://oleslondon.blogspot.com/

Artik horoz, kendi coplugune donebilir!

(Eski coplugune diyelim, kardesler arasina fitne sokmayalim.)

Where Am I?

You are currently viewing the archives for March, 2010 at Muhtelif Hikayeler.