PVSD

30/08/2010 § Leave a comment

Daha acik olmak gerekirse, Post Vacation Stress Disorder. Daha da acmak gerekirse… hmm, gerekir mi gercekten?!

Agustos sonu itibariyle (tabii 2010 stratejik tatiller senesi isimli satranc oyunumuzda Zafer Bayrami – Ramazan Bayrami bileskesinde, sonu toplam 15 gunluk tatile cikan bir kapanis hamlesi savurmadiysaniz sayet) bu yaz tatili kontenjaninizi doldurmus olmalisiniz. Tabii eger yukaridaki parantez sizi kapsiyorsa, su an derhal kendinizden utanip serin sulara atlamaniz ve sinir katsayimizla oynamayi kesmeniz gerekiyor!

Ey tatili bitenler! Sizinle ise su hisleri paylasiyoruz. Belki sarkastik dokunuslarla aglanacak halimize bitter bitter gulmeyi basarabilirsek halimiz daha az acinasi olabilir diye dusunuyorum:

Tatilin bittigi siz de ilk sundan anladiniz degil mi? Pazar gecesi gelmek bilmeyen uykunuzdan. Donus yolu ne kadar surmus, ne derece acili olmus, eve kacta girmis olursaniz olun… Gozleriniz otel odasi olmayan bir yerde kapanmayi reddetmedi mi, soyle bir sorun kendinize… Ayrica 24 saat once, su an uyuyor olmaniz gereken sirada kacinci birayi devirmekte oldugunuzu hatirlayin. Sonuncu olmasi kucuk bir olasilik.

Pazartesi sabahi sendromu ise tatil donusunde paha bicilemezdir. Pazar uyumayi basardiginiz saat ile ters orantili guzellesen bu sendrom, son birkac gunde azicik unutmaya baslamis oldugunuz hayat gercegi  #1 : trafik ile katmerlenecektir. Bunun tek iyi yani ise vardiginizda caninizdan yeterince bezmis olup gunun cilesinin geri kalanina en hizli tarafindan bagisiklik kazanmis olmanizdir.

Tatilin bittiginin en aci gostergelerinden biri gunluk kafein aliminizdaki ani degisimdir. Tatilde ictiginiz su, kola, limonata, muhtelif alkolsuz ve alkollu frozen’lar, bira, sarap, vokta, raki… En kokos tatilcinin elinde bile Starbucks latte goremezsiniz.

Az oncesine kadar elektrik diregine tutunuyormus izlenimi veren saclariniz, surdugunuz rengin 2 ton koyusu kivamina gelmis tirnaklariniz, kumlarda eselenmekten ojelerinin yarisi ucan ayak parmaklariniz sadece bir tatil beldesindeyseniz mazur gorulebilir – ki bunu da fazla zorlamaniz tavsiye edilmez. Flip-floplarin icindeki tozlu ayaklar, sadece plajdan otele yuruyorsaniz havali bir goruntudur.

Onunuzdeki koca gune sadece ve sadece yuzunuzu yikayip uzerinize bir bikini ve pareo gecirmek suretiyle hazir olmak luksu malesef sadece tatile aittir. Dunya uzerindeki kadinlarin muhtemelen en az %90’i yalnizca bir tatil gunu deniz kiyisinda esnerken gonlunce rimelini farini ve maskarasini dusunmeden gozlerini kasiyabilmektedir. Tam bir hafta boyunca goz makyaji cikarmaya ugrasmadan uykuya gidebilmek tatili ozlemek icin tek basina neden kabul edilmektedir.

Gunler boyunca ayni plaj cantasini takmak, ayni terliklerle gezmek, ayni sapka ve gozluklerle gunesten sersemleyen yuzunuzu ve saclarinizi kapatmak, beach show yapmaya gitmediyseniz gunduzleri ayni birkac bikini ve plaj elbisesini kombinleyip kombinleyip giymek yalnizca tatildeyseniz size yakisiyor gibi gelir. Sehirde bir hafta boyunca ayni elbise ve parmak arasi terliklerle gezmeyi hayal edemezsiniz, etmemelisiniz de.

Ornekleri cogaltmak mumkundur. Tabii bu yaraya tuz basmaktan baska bir seye yaramayacaktir. Eylul gelmistir. Maskarayi cekip latte’yi alarak is yoluna koyulma vaktidir.

Boy, that sucks!

Unsuz fransız ve diğerleri

13/08/2010 § Leave a comment

Bütün hikaye takriben 25 yıl kadar önce, reklam kuşağı girer girmez annemin ağzıma kaşık kaşık doldurduğu muhallebilerle başlamış olmalı. Bugün kendi başıma yapabildiğim tek yenilebilir şey olan -lakin benden fırsat kalmadığı için başkalarının pek de yiyemediği  – tiramisuunun yalandan muhallebisine temel teşkil eden bu yiyecek, kaşık kadarken boğazımdan neden o kadar zor geçiyormuş , anlamak mümkün değil.

Yemelere doyamadığım pek çok şey sayabilecekken, zafiyet geçiren somalili çocuk muamelesi görmem yeni bir şey olmasa da, hala alışmış değilim. “… aa ama ben sevdiğim şeyleri gayet güzel yiyorum ?!?”, “… de işte kırmızı et valla boğazımı bırak dişlerimi geçmiyor”, “… dün yine bir kova Häagen-Dazs yediğim için bugün dondurmayı geçeyim ben en iyisi” gibi sayıklamalarımı duymayan kaldı mı emin değilim. Başka bir konuda bu kadar istikrar sahibi olsam hayatta daha muktedir bir insan olur muydum? Kesin!

Yemek ve yememek mevzusu,  bugüne kadar çekirdek aile ile 1. derece akraba sırınları içinde  “kızım biraz yemek ye”den “yeter kızım biraz yeme” eksenine doğru yeterince muhelif devimimde bulundu.  Başta annem ve annanem olmak üzere sülalemizin kadınlarının o kadar çok kez bu cümleleri aynı anda farklı öznelerle birleştirerek kullanmaları gerekti ki, annesel güdülerininin eskisi kadar fonksiyonel çalıştığına artık şüpheliyim.

En son mideme armağan ettiğim, aşağı yukarı yarım kilo ağırlığındaki güllaç ziyafeti sonrası system error veren bünyem, annem ve anneannemden sonra bu kez yeterince idmanlı olmadığı “peer pressure” ile karşı karşıya. Halbuki ben bu baskının annesel zümreye zimmetli olduğunu sanıyordum?! Allahtan arkadaş baskısı adama etli kış türlüsü yedirmiyor. Sevgili Berk arkadaşımın kıyağı sağolsun, bugün de Cafe Nero’dan unsuz fransız ile şımarıyorum. Okuyanlara selam olsun. Häagen-Dazs, Ben&Jerry’s, Starbucks da aynı derecede makbule geçer.  Mucuk.

Where Am I?

You are currently viewing the archives for August, 2010 at Muhtelif Hikayeler.