Pavlov’dan moda açılımları

27/09/2010 § 2 Comments

Hani bazen olur ya… tamam, nadiren olur. Ve olması; dişi evreninin kanunları gereğince hiç mi hiç hayra alamet de kabul edilmez. Canı alışveriş yapmak istemeyen, ardı ardına 17 mağazaya girip, her birinde 8’er parça deneyip (bilmeyenler için not: maximum sınır genellikle 8’dir), kalan rafların altını üstüne getirecek güç ve kuvveti damarlarındaki asil tüketim bağımlılığında bulamayan kadın; ya depresyonun, ya çulsuzluğun, ya da kara sevdanın dibine vurmuş demektir.

Ama işte bazen – mutsuz, parasız ya da aşktan iflahı kesilmiş olmasanız bile – gardrobunuza hafta başına bir yeni parça eklemeden de hayatın bir anlamı olduğunu düşünmeyi becerebilir; hatta yeterince şanslıysanız bu hissiyatı sürdürebilirsiniz de! Tabii konudan elinizi ayağınızı (veya duruma bağlı olarak alışveriş batağından paçanızı) çekmiş olmanız;  moda, giyinmek, rüküşlük ve havuç pantolon trapezoid’inde (sonuncusu da nereden çıktı demeyin, o her yerden çıkar) eğlenceli vakit geçiremeyeceğiniz ya da ahkam kesemeyeceğiniz anlamına da gelmemektedir.  Yalnız dikkat edin. Azıcık uzak kalmak sizi Devil Wears Prada‘danın Andy’si kıvamına getirip, bisiklet yaka bir mavi kazak (bilmeyenler icin not: that lumpy blue sweater ) hakkında ‘amaaan kazağın teki işte, Zango’da %80 indirimden aldım’ şeklinde atıp tutmaya kadar vardırabilir. Işte orası zurnanin zırt dediği yerdir! O mavi kazağın sizden yer bezi ile eşdeğer muamele görmesine kadar ne taklalar atlattığının farkında değil misinizdir? Tüüüüü!

Içime Anna Wintour kaçti a dostlar! Son 2 günde girdiğim her bir mağazanın bana pek bir şenlikli, pek bir zengin gelmesine engel olamadım misal… Ne hikmetse (!) her birinin içinde ortalama 5 mağaza daha bulmadan da edemedim. Bir yandan  beynim aşırı dozda deja vu yaşamaktan dumura uğrarken, öte yandan Pavlov’un kopeğine tas çıkarırcasına ‘havuç pantolon‘, ‘bustiyerden bozma elbise‘,  ‘bağcıklı bot‘ ve ‘çakma kürk & türevleri‘ gördüğüm yerde havlayacak moda geldim.

Diyorum ki, bakacağınız varsa, göreceğiniz bu:

Pavlov’a bir iki…

Where Am I?

You are currently viewing the archives for September, 2010 at Muhtelif Hikayeler.