Yeniden başlasın!

18/07/2011 § Leave a comment

Yeniden başlamak aslında çok da zor değildir. Bakınız bugüne kadar dimağlarımıza yerleştirdikleri muhtelif tohumlar ile yetinmeyecek; hatta onlara inat, her ekimde daha iyi bir mahsul çıkarabilmenin azmi/hırsı/endişesi ile bir kez daha, bir kez daha, ve bir kez daha aynı toprağı ekmekten imtina etmeyecek bazıları, içimizde daima varlığını sürdürecektir. Ki bu kişiler ile; 13″ ekran karşısında ekseriyetle sadece oturan dünyanın geri kalanı arasındaki fark da aşağı yukarı bundan ibarettir zaten.

Şimdi sizin için ekran karşısında gerinme, soğuk içeceğinizi yudumlarken sıradaki daha iyiyi seyre dalma vakti:

Kendime not/Nolan’a soru: Bu benim de temsili sahalara dönüş trailer’ım olsun mu? (Dile kolay, aylar olmuş. Ve benim bir kısa film bile çekmem gerekmiyordu.)

Advertisements

Korkular içinde bekliyoruz

11/04/2011 § Leave a comment

Gerim gerim gerilmeye az kaldı. Kas gevşeticimiz nerede?

Cok kiskandim…

27/10/2010 § Leave a comment

… diyemeyecegim kadar cok begendigim seyler, ve bunlari ben ‘dusunurken’ oturup ‘yapanlar’… iyi ki varsiniz!

p.s. Mark, seni hala kiniyorum, o ayri.

Ve psikiyartiye ‘The Mark Zuckerberg Syndrome’ olarak gecer:

24/10/2010 § Leave a comment

‘Milyarlik adamim, 30 olmadan hayatimi film yaptilar, ama sadece giydigim GAP sweatshirtlerle Adidas terlikleri tutturmuslar.’

Bir sure sonra da ‘The’ si atilir.

Bıkmadan izlenesi filmler…

12/07/2010 § Leave a comment

… pek şukela, adeta doğal seratonindirler. En fena cevirilerine bile katlanmak mumkundur.

Eskisi:

Yenisi:

Bir mutfak guzellemesi

13/06/2010 § Leave a comment

“Soul was??”

“Soul Kitchen!”

Soul Kitchen’i yazmak icin aylarca beklenir. Soul Kitchen zaten ilelebet beklenilesi; turlu turlu nazi, kaprisi cekilesi filmlerdendir. Sinemada harcadiginiz eski Turk lirasindan onlarca milyona da, tikindiginiz ve orta-asagida bir yerlerinize kar kalacak olan patlamis misirlara da, yaz ortasinda sinema salonu klimasindan zaaturre olmaniza da deger. Bir kere muhakkak, iki kere tercihen, uc kere ise anlasilabilir davranis kapsaminda itina ile izlenmelidir. Soundtrack basta olmak uzere her turlu merchandise’i da bayilerden israrla istenmelidir.

Zira Soul Kitchen izleyeni deyimi yerindeyse pelte kivamina getirme garantisini veren filmlerdendir. Hikaye, sinema koltugunda oturuyorsunuz demez, sizi kendine oyle bir ceker ki adeta fitik olursunuz, o ayri. Hayatta karsiniza cikan her turlu sacma sahsiyet filme gereken sacmalik endeksi gozetilerek yerlestirilmistir. Buyuk ihtimalle sizin de sirtinizdan gecinmeye, durmadan tabaginizdaki yemekten kasiklamaya merakli bir kardes/komsu/akraba/tanidiginiz; ne istedigini bilmeyen, pesinde ancak mundar olmakla kaldiginiz bir eski (yahut umarim degildir ama yeni) bir sevgiliniz; ve -hepinizin degilse de cogunuzun- ‘ah keske benim de soyle kendime ait kafama gore isletecegim bir mekanim olsaydi’ turunden bir hayaliniz vardir. Iste Soul Kitchen alir, gozunuzun onune sizin bu burnunuzdan sip diye dusuvereni koyar. Ustelik bunu yaparken size o hayalinizdeki mekanin hafif virane kilikli, manzara olarak tren raylarina bakan, bir kosesinde vintage oturma grubu, mutfaginda Birol Unel, masalarinda ise basta en pisleri olmak uzere o mutfaktan cikan her turlu yemege itibar edecek musteriler olan bir mekan olduguna inandirabilir. Daha evvel Hamburg’u sever hatta bilir bile olmayabilirsiniz ama Soul Kitchen’i izledikten sonra o sehir icin artik bir fikriniz vardir, ve muhtemelen gidesiniz gelmistir.

Ya da bunlarin hepsini bosverip, Birol Unel’i dusunerek filme baslayabilirsiniz.

Gün gelecek

13/03/2010 § 1 Comment

Bundan 40 yıl önce de – ya da 30 yıl önce de, veya 20 yıl önce de – sinemayla müziğin arasındaki şey kara kedi değildi elbet. Bazen çapkın çapkın bakışma oldu onun adı, bazen masa altından biri ötekini yokladı, ama hep böyle ürkek ürkek. Lakin flörtleşmenin antik tarihi boyunca, bu kadar tek vücut oldular mı emin değilim. Bu çılgın kadınları izledikçe – birçok şey daha düşünüyorum elbet – ama nedense en ilk düşündüğüm şu oluyor: Bundan  20 yıl sonra – olmadı 30 yıl sonra, en fazla 40 yıl sonra – acaba kimseye tek bir şey; şarkıcı, oyuncu, sinemacı, tiyatrocu, yazar, çizer, boyar diyebilecek miyiz?

O kadar zaman sonra ne deriz bilmem ama şu an şunu derim ben: Gün gelecek, hepimiz herşey olup, bugün bildiğimiz hiç bir şey olmayacağız. Awesome!

(Ustelik – alakasiz ama – ben bu kadinlarin dordunu de sevmem!)

Where Am I?

You are currently browsing the film category at Muhtelif Hikayeler.