Yeniden başlasın!

18/07/2011 § Leave a comment

Yeniden başlamak aslında çok da zor değildir. Bakınız bugüne kadar dimağlarımıza yerleştirdikleri muhtelif tohumlar ile yetinmeyecek; hatta onlara inat, her ekimde daha iyi bir mahsul çıkarabilmenin azmi/hırsı/endişesi ile bir kez daha, bir kez daha, ve bir kez daha aynı toprağı ekmekten imtina etmeyecek bazıları, içimizde daima varlığını sürdürecektir. Ki bu kişiler ile; 13″ ekran karşısında ekseriyetle sadece oturan dünyanın geri kalanı arasındaki fark da aşağı yukarı bundan ibarettir zaten.

Şimdi sizin için ekran karşısında gerinme, soğuk içeceğinizi yudumlarken sıradaki daha iyiyi seyre dalma vakti:

Kendime not/Nolan’a soru: Bu benim de temsili sahalara dönüş trailer’ım olsun mu? (Dile kolay, aylar olmuş. Ve benim bir kısa film bile çekmem gerekmiyordu.)

Ben yapmazdim boyle seyler ammaaa…

01/03/2011 § Leave a comment

Sakal ve Christian Bale sevgimi toplamaniz hatta carpmaniz halinde bile su manzaraya tahammul sinirimin biraz altinda kaliyor korkarim. Hafiften dokunabilirsin artik onlara, saygilarimla.

Reklamlara gir hemen reklamlara… Neydi o, love is reddd… love is reddd… (Allahim hangisi daha buyuk iskence, bana bir isaret ver?!)

O mikrofonu eline almayaydi iyiydi. Hatta bu red karpitin en iyisiydi… Yani gercekten, kendini seslendirmekten aciz yurdumun aktorlerine karsilik olarak, bize defalarca gosterilmis olunan uzere, gercek sanatci kismisinin ‘catir catir rolunu yaparken ayni zamanda mukemmel dans da edebilen ultra basariyla sarki da soyleyebilen asmis insan’ profilini, kendimi zorlasam da gormeden edemedigim, aci ceken canindan bezmis yuz ifadesi ile yerle bir etmis olmasi buyuk olasilikla seksenucuncu oskarlarin en buyuk ironisiydi.

O sadece ben miydim, yoksa benden baska Natalie-severler de bu fotografa bakinca bir an  ‘anne bak, hem  bebegim olcak hem de odulum, ustelik mor elbisem ve topluklu ayakkabilarim da var, baaak’ seklinde bir konusma balonu gorur gibi oldu?

Onlari cogu insan gormedi, ama ben hususi arayip buldum. Bizzat Vanity Fair Oscar After Party at the Sunset Tower cikisinda bekledim, valla.

Her torende en az birinin yapmasi gerektigi uzere, bu yil da Amy Adams babane modasini temsilen geceye katilim gostermisti.

Iste bu ilginc bir enstantene. Caption’ina dokunmadan goturuyoum.

Babane modasi demisken, bana siddetle kendisinin porselenlerini hatirlatan bu Givenchy elbiseyi ancak ve ancak Cate Blanchet gibi sahsina munhasir bir hatun bu kadar ‘exquisite’ tasiyabilirdi herhalde. Oyle bir tasimis ki, ‘exquisite’i Turkcelestirsem bile porselen kirilacak sanki… aman.

Bu da bu yazinin bonusu olsun:

I-nertia

22/01/2011 § 1 Comment

Did you, too, all of a sudden find yourself walking on a road you don’t remember when – or if – you ever hit in the first place?

Are you on the verge of starting something you never actually signed up for – or  for worse, are you lost in the middle of it already?

Are you consciously drinking that last cup of coffee you just placed among a hurdle of unused, untouched stuff on your desk?

Are you doing what you want, and do you know what you are doing? Do you know what you want and don’t want, and  have you still not served your time of lingering around each?

Is inertia your plan, or curse, for the forseeable future ?

Here’s the catch:

There’s either action, or there’s inertia. And they both stand for their own right.

 

It’s whatever’s in the middle, that does not.

I write so you don’t get lost

15/12/2010 § Leave a comment

3’ledik

Cok kiskandim…

27/10/2010 § Leave a comment

… diyemeyecegim kadar cok begendigim seyler, ve bunlari ben ‘dusunurken’ oturup ‘yapanlar’… iyi ki varsiniz!

p.s. Mark, seni hala kiniyorum, o ayri.

It is… life.

22/10/2010 § Leave a comment

Cilgin kadinlardan uzakta

27/07/2010 § 5 Comments

Bazen, dusunmeniz gerekir. Bazen ise mumkunse zerre kadar dusunmeden edebilmeniz. Bunlardan birini yeterince yapmadan bunyenizdeki dengeyi muhafaza edebiliyorsaniz, size ancak ‘inanmiyorum’ diyebilirim. Zira dusunmek ve dusunmemek – en az olmak ve olmamak kadar muhim olduklari gibi – birlestiklerinde hayatinizda belki ilk kez matematik dersinde karsiniza cikmis olan ‘evren’e de esitlenen kumelerdir. Dahasi, dusunmemek butunuyle dusunmenin edilgenliginde varligini surdurdugunden kapsayan kumeler ile de karsi karsiyayiz. 1st grade is back! Malesef aradan 10 ve kusur bir takim yillar gecti, klavyeye gectik, mertlik bozuldu, yan yatmis U kapsama isareti kayboldu. Tam yeriydi, halbuki…

Dusunmemeye ayrilacak zaman dilimi icin ici bos, dibi delik dunyamizda secenek gani gani zaten …degil mi? Mesela cizgi film izleyebilir, gunluk gazetelerin her gecen gun bir boy buyuyen puntolar ile Cesme ve Bodrum’dan bildirdiklerini okuyabilir, kafanizi bogazli sandaletin sahsi cirkinlik skalanizin neresinde durdugu gibi detaylara yorabilir, eskiden soap opera dedikleri bir takim dizileri ne kadar takip edebildiginizi test edebilir, hic bir sey yapamazsaniz kendinizi bir kisim ‘yeni’ medyada kesintisiz yazili ve goruntulu demecler vermeye adayabilirsiniz. Bu arada ben de bu cantadan istiyorum!!! Ve katiliyorum – herkesin yazar oldugu yerde okur kalmaz. (Ben cantanin sahibesini kendi yazdiklarimdan daha cok okuyorum, o ayri. Ve konumuz degil.)

Hatta her zamanki gibi, konumuzu coktan sasirdik bile. Halbuki ben az once Mad Men‘i izlemistim. Cilgin adamlar – ve yanlarinda adamlarin halt ettigi daha cilgin kadinlar – beni dusunmemek ve dusunmek adina dusundurmustu. Kapsayan kume bir kez daha beni de cemberinin icine almisti. Yasadigin aciyi unutmanin, oncesindeki mutlulugu unutmanin, sirf o aci ya da mutlulugun urunu oldugu icin cocugunu unutmanin, hatta acina da mutluluguna da besik oldugu icin prensiplerini ve daha once bildigin kendini utunmanin gercekten mumkun olup olmadigini dusunmustum. Anlasilan yine fazla dusunmusum… gossip girl’den fazla sasmamali…

(xoxo, i love gossip girl by the way)

Where Am I?

You are currently browsing the ilham al ilham ver category at Muhtelif Hikayeler.