Paramla rezil olacağım, Elie’yi getirin!

24/08/2011 § 1 Comment

Hakkaten, “paranla rezil olmak” eyleminin, hafiften, şöyle içten içten bir havası, bir karizması yok mudur sizce de? Yani bastırırsınız parası neyse, saçarsınız liraları euroları; ve yine de o iş bir güzel elinize yüzünüze bulaşır kalır ya… Hani hep başınıza gelir ya canıııım, ONU diyorum işte !

Aşağıda göreceğiniz üzere, ben liraları, euroları, ya da Lübnan’ın para birimi her ne ise onu; köprünün tepesine çıkıp aşağı saçmak suretiyle tüketim toplumun çarklarına iade etmeye niyetlensem BİLE; eğer yapmadıysanız bir zahmet izlemenizi rica edeceğim yukarıdaki videoda, dişi ırkının canına kastettiğini düşündüğüm ve “elbise” demeye moda hatta tasarım alemi adına utandığım şeylere elimi yine de süremeyecekmişim! Bak sen… O köprü Sen ya da Litani nehri üzerinde olmadığı sürece, tabii. İlla Paris’e ya da Beyrut’a mı gidelim yani sayın Elie Saab?

Oraya gidince de meydanda bir zahmet sorun göstersinler diyorsun bir de.

Eee… paranla rezil olacaksan da, adabı var elbet.

Advertisements

Bir globaliz ki bizden iceri

26/04/2011 § Leave a comment

Globally ours olan biricik THY’mizin evlenme teklifi temali ‘oricinal’ reklam girisiminde sizi -cakmasyonlugu haricinde – neyin rahatsiz ettigini tam kestirememis miydiniz? Imdadiniza hic vakit kaybetmeden bizzat THY kosuyore! Nilden melodilerle kulaklarimizin pasini silen; AMA’ya ihtaf edilmis bu reklam filminde, icimizin yaglarini eriten bir seslendirmeyle THY marsi soyleyen bir grup Etiyopya halki sayesinde ogreniyoruz ki; hic birimizin s.klemedigi bir takim yerlere THY sefer filan duzenleyip ucmakta, hatta buna lutfetmekle yetinmeyerek bu ucra vatanlarin kozmetik ve kisisel bakim sektorlerine de paha bicilemez katkilarda bulunmakta…

It sucks to suck globally diyecegim, ama cumledeki global, sozlukteki global’dan en az ‘en uzak ulkenin en uzak kosesi’ kadar uzak olacak.

Çok bilenlere ithaf edilmiştir

08/02/2011 § Leave a comment

Mad Men’i özledim. Galiba o yüzden, aklıma bu geldi:

Bir yılın – ve “bir”den az bir ilişkinin – ardından;

Çok bilirsen, çok yol alır mısın bilmem… Ama çok yalnız yol alırsın, orası kesin. Doktor çıkmışsın ama öğrenememişsin be Faye!

 

Pavlov’dan moda açılımları

27/09/2010 § 2 Comments

Hani bazen olur ya… tamam, nadiren olur. Ve olması; dişi evreninin kanunları gereğince hiç mi hiç hayra alamet de kabul edilmez. Canı alışveriş yapmak istemeyen, ardı ardına 17 mağazaya girip, her birinde 8’er parça deneyip (bilmeyenler için not: maximum sınır genellikle 8’dir), kalan rafların altını üstüne getirecek güç ve kuvveti damarlarındaki asil tüketim bağımlılığında bulamayan kadın; ya depresyonun, ya çulsuzluğun, ya da kara sevdanın dibine vurmuş demektir.

Ama işte bazen – mutsuz, parasız ya da aşktan iflahı kesilmiş olmasanız bile – gardrobunuza hafta başına bir yeni parça eklemeden de hayatın bir anlamı olduğunu düşünmeyi becerebilir; hatta yeterince şanslıysanız bu hissiyatı sürdürebilirsiniz de! Tabii konudan elinizi ayağınızı (veya duruma bağlı olarak alışveriş batağından paçanızı) çekmiş olmanız;  moda, giyinmek, rüküşlük ve havuç pantolon trapezoid’inde (sonuncusu da nereden çıktı demeyin, o her yerden çıkar) eğlenceli vakit geçiremeyeceğiniz ya da ahkam kesemeyeceğiniz anlamına da gelmemektedir.  Yalnız dikkat edin. Azıcık uzak kalmak sizi Devil Wears Prada‘danın Andy’si kıvamına getirip, bisiklet yaka bir mavi kazak (bilmeyenler icin not: that lumpy blue sweater ) hakkında ‘amaaan kazağın teki işte, Zango’da %80 indirimden aldım’ şeklinde atıp tutmaya kadar vardırabilir. Işte orası zurnanin zırt dediği yerdir! O mavi kazağın sizden yer bezi ile eşdeğer muamele görmesine kadar ne taklalar atlattığının farkında değil misinizdir? Tüüüüü!

Içime Anna Wintour kaçti a dostlar! Son 2 günde girdiğim her bir mağazanın bana pek bir şenlikli, pek bir zengin gelmesine engel olamadım misal… Ne hikmetse (!) her birinin içinde ortalama 5 mağaza daha bulmadan da edemedim. Bir yandan  beynim aşırı dozda deja vu yaşamaktan dumura uğrarken, öte yandan Pavlov’un kopeğine tas çıkarırcasına ‘havuç pantolon‘, ‘bustiyerden bozma elbise‘,  ‘bağcıklı bot‘ ve ‘çakma kürk & türevleri‘ gördüğüm yerde havlayacak moda geldim.

Diyorum ki, bakacağınız varsa, göreceğiniz bu:

Pavlov’a bir iki…

Cilgin kadinlardan uzakta

27/07/2010 § 5 Comments

Bazen, dusunmeniz gerekir. Bazen ise mumkunse zerre kadar dusunmeden edebilmeniz. Bunlardan birini yeterince yapmadan bunyenizdeki dengeyi muhafaza edebiliyorsaniz, size ancak ‘inanmiyorum’ diyebilirim. Zira dusunmek ve dusunmemek – en az olmak ve olmamak kadar muhim olduklari gibi – birlestiklerinde hayatinizda belki ilk kez matematik dersinde karsiniza cikmis olan ‘evren’e de esitlenen kumelerdir. Dahasi, dusunmemek butunuyle dusunmenin edilgenliginde varligini surdurdugunden kapsayan kumeler ile de karsi karsiyayiz. 1st grade is back! Malesef aradan 10 ve kusur bir takim yillar gecti, klavyeye gectik, mertlik bozuldu, yan yatmis U kapsama isareti kayboldu. Tam yeriydi, halbuki…

Dusunmemeye ayrilacak zaman dilimi icin ici bos, dibi delik dunyamizda secenek gani gani zaten …degil mi? Mesela cizgi film izleyebilir, gunluk gazetelerin her gecen gun bir boy buyuyen puntolar ile Cesme ve Bodrum’dan bildirdiklerini okuyabilir, kafanizi bogazli sandaletin sahsi cirkinlik skalanizin neresinde durdugu gibi detaylara yorabilir, eskiden soap opera dedikleri bir takim dizileri ne kadar takip edebildiginizi test edebilir, hic bir sey yapamazsaniz kendinizi bir kisim ‘yeni’ medyada kesintisiz yazili ve goruntulu demecler vermeye adayabilirsiniz. Bu arada ben de bu cantadan istiyorum!!! Ve katiliyorum – herkesin yazar oldugu yerde okur kalmaz. (Ben cantanin sahibesini kendi yazdiklarimdan daha cok okuyorum, o ayri. Ve konumuz degil.)

Hatta her zamanki gibi, konumuzu coktan sasirdik bile. Halbuki ben az once Mad Men‘i izlemistim. Cilgin adamlar – ve yanlarinda adamlarin halt ettigi daha cilgin kadinlar – beni dusunmemek ve dusunmek adina dusundurmustu. Kapsayan kume bir kez daha beni de cemberinin icine almisti. Yasadigin aciyi unutmanin, oncesindeki mutlulugu unutmanin, sirf o aci ya da mutlulugun urunu oldugu icin cocugunu unutmanin, hatta acina da mutluluguna da besik oldugu icin prensiplerini ve daha once bildigin kendini utunmanin gercekten mumkun olup olmadigini dusunmustum. Anlasilan yine fazla dusunmusum… gossip girl’den fazla sasmamali…

(xoxo, i love gossip girl by the way)

‘Stilini goster!’ mi diyorsun? Buyur.

08/07/2010 § 1 Comment

Onu arkasi sagi solu ‘HAYDI DURMA GOSTER DUNYAYA NASIL MUTHIS TARZ SAHIBI, COOL BIR  KISILIK OLDUGUNU!!!’ kampanyalariyla mi doldu?

Dunku facebook listenizde, sizi 3-A sinifinin karatahtasi onunde cekilmis scan magduru bir takim fotograflarda inatla tag’leyen ilkokul arkadaslariniz, bugun yerini gordugu yerde elinizi kolunuzu bacaginizi ‘haydi bize de yaris’ diye cekistiren marka arkadaslariniza mi birakti? Icinizde yoksa, hatta buyuk olasilikla kameraya bakmayi da beceremiyorsaniz dahi koskoca bir sosyal medya ahalisinin gazini almak suretiyle kendinizi bir lookbook.nu modeli olarak bulmak mi uzeresiniz?  Elinizi, ayna karsisinda cep telefonu kamersina giderken mi yakaladiniz? O halde boyle buyrun. Cevap anahtari ayaginiza kadar geldi!!!

Asagida goreceginiz Sekil A-5’i eksiksiz uyguladiginizda (DIKKAT! Yuzdeki ifade – bakisin acisi – setting – durus ve elbette ayaklar; fibonacci serisinin mukemmeliyetine yakin bir altin uyum icerisindedir, tereddutsuz kopyalayiniz);  tum yarismalarin kapilarinin size acik olduguna emin olabilirsiniz. Yani her kampanyada ilk 5’teki yeriniz garanti. Ondan sonra gelsin hediye cekleri, bedava alisveris, hatta reklam starligi!  Ve tabii Warhol’un kemiklerini 15 dakikaligina sizlatmanin dayanilmaz hafifligi, bonus olarak.

Hidir ile Ilyas

11/05/2010 § 2 Comments

Kas yaparken goz cikariyorsan, varsin sana da gozunun ustunde kasin var demeyiversinler, degil mi?

Bir Hidirellez daha, binbir incik ve cincigiyla geride kaldi. Bir kez daha goruldu – ve belki bu kez anlasildi ki – dilek dilemek zor zanaat. Peceteye kebapcinin tukenmez kalemiyle ciziktirip, adak agacinin en ecis bucus dalina ilistirdigin bir kagittan soz ediyorsak; zaten gecmis olsun. Seni ne Hidir kurtarabilir ne de Ilyas. Neyse ki, bu yil Ahirkapi semalarinda kofte-cigborek-hosmerim tezgahlari arasinda zurnacilar esliginde yurumeye  calisan ‘senlikbaz’ ahalinin hic olmazsa bir uyesi bu bilgiye vakif oldu da, kendini ileriki yillarda tas atip elini yormaktan kurtardi.  O zaman bu da Hidir’la Ilyas’a ondan armagan olsun, daha ne?

Hayir, dilek dilemekle ilgili bir al-ver meselem bulunmuyor. Lakin hic maruzatim yok desem de, bana inanmayin. Tersine, ugruna yillardir her turlu agacin dalindan gul fidaninin kokune kadar doganin bogrunu dagladigimiz  bu kurumun toplumda halen yeterince saygin bir mertebeye ulasamamis olmasi beni ziyadesiyle uzmekte. Asmayi, gommeyi biliyoruz da, dilemeyi bilmiyoruz arkadas! Halbuki ne dedik, dilek dilemek zor zanaattir. Nasil derler… ayri bir oz-farkindalik gerektirir. Ve tam da bu nedenle, bunu aslinda kimse demez. Aksine dort bir taraf, hayatta hakikaten ne istediginin ayrdinda olmayan, lakin satir satir dilek fermani doseyip Ahirkapi’da agac dalina baglamaya gelen insanlarla doludur. Ustune iki gobek atip, kofte kokarak evlerine donduklerinde, beyhude omrun bir senesini daha hayirlara vesile eylemis olduklarina inanirlar. Ne de olsa inanmak basarmanin bir yarisi; Hidir’la Ilyas’in kavusmalarini davul zurna esliginde kutlayip agac dalina ‘hayirli bir kismet’ ‘bol kazancli is’ ‘oss’de baraji gecmek’ yazmak da diger yarisidir.

Ote yandan, serdeki ayran gonulluluge toz konduramayan, ve her sene bu zaman Hidir ile Ilyas’in carpmak istedigi umut dusmani kilikli vatandaslar da yok degildir elbet. Ve bunlar da hatir gonul hatrina bir Mayis aksamin korunde Sultanahmet’ten Ahrkapi’ya akan kalabaliga karismis, ve\ya gecenin bir yarisi Cankurtaran’dan Gulhane’ye tirmanip  nefessiz kalmislarsa, bu bir takim gaflet ve delalet anlarinin eseridir, baska da bir sey olamaz!

Where Am I?

You are currently browsing the maruzatım var category at Muhtelif Hikayeler.