Çok bilenlere ithaf edilmiştir

08/02/2011 § Leave a comment

Mad Men’i özledim. Galiba o yüzden, aklıma bu geldi:

Bir yılın – ve “bir”den az bir ilişkinin – ardından;

Çok bilirsen, çok yol alır mısın bilmem… Ama çok yalnız yol alırsın, orası kesin. Doktor çıkmışsın ama öğrenememişsin be Faye!

 

Advertisements

Cilgin kadinlardan uzakta

27/07/2010 § 5 Comments

Bazen, dusunmeniz gerekir. Bazen ise mumkunse zerre kadar dusunmeden edebilmeniz. Bunlardan birini yeterince yapmadan bunyenizdeki dengeyi muhafaza edebiliyorsaniz, size ancak ‘inanmiyorum’ diyebilirim. Zira dusunmek ve dusunmemek – en az olmak ve olmamak kadar muhim olduklari gibi – birlestiklerinde hayatinizda belki ilk kez matematik dersinde karsiniza cikmis olan ‘evren’e de esitlenen kumelerdir. Dahasi, dusunmemek butunuyle dusunmenin edilgenliginde varligini surdurdugunden kapsayan kumeler ile de karsi karsiyayiz. 1st grade is back! Malesef aradan 10 ve kusur bir takim yillar gecti, klavyeye gectik, mertlik bozuldu, yan yatmis U kapsama isareti kayboldu. Tam yeriydi, halbuki…

Dusunmemeye ayrilacak zaman dilimi icin ici bos, dibi delik dunyamizda secenek gani gani zaten …degil mi? Mesela cizgi film izleyebilir, gunluk gazetelerin her gecen gun bir boy buyuyen puntolar ile Cesme ve Bodrum’dan bildirdiklerini okuyabilir, kafanizi bogazli sandaletin sahsi cirkinlik skalanizin neresinde durdugu gibi detaylara yorabilir, eskiden soap opera dedikleri bir takim dizileri ne kadar takip edebildiginizi test edebilir, hic bir sey yapamazsaniz kendinizi bir kisim ‘yeni’ medyada kesintisiz yazili ve goruntulu demecler vermeye adayabilirsiniz. Bu arada ben de bu cantadan istiyorum!!! Ve katiliyorum – herkesin yazar oldugu yerde okur kalmaz. (Ben cantanin sahibesini kendi yazdiklarimdan daha cok okuyorum, o ayri. Ve konumuz degil.)

Hatta her zamanki gibi, konumuzu coktan sasirdik bile. Halbuki ben az once Mad Men‘i izlemistim. Cilgin adamlar – ve yanlarinda adamlarin halt ettigi daha cilgin kadinlar – beni dusunmemek ve dusunmek adina dusundurmustu. Kapsayan kume bir kez daha beni de cemberinin icine almisti. Yasadigin aciyi unutmanin, oncesindeki mutlulugu unutmanin, sirf o aci ya da mutlulugun urunu oldugu icin cocugunu unutmanin, hatta acina da mutluluguna da besik oldugu icin prensiplerini ve daha once bildigin kendini utunmanin gercekten mumkun olup olmadigini dusunmustum. Anlasilan yine fazla dusunmusum… gossip girl’den fazla sasmamali…

(xoxo, i love gossip girl by the way)

Çok şükür pek şükür

06/06/2010 § Leave a comment

Su hayatta en az yüz verdiğimiz şeyi açıklıyorum. Evet, ilkokulda siramiza sirf sirinlik olsun diye  uzerinde ari maya resimli kokulu silgi birakan sinifin en az populer cocugundan bile az yuz verdigimiz seyler var. Birincisi sükretmek. Ustelik sükretmek oyle bir sey ki, elinde 8 tane erzak posetiyle minibus basamagini tirmanmayi basaran ananenin cusseli bir ‘cok sukur yarabbim’ cekerek yan koltuga oturdugu anlar haricinde sukur etmenin aklımızın ucundan geçmesi bile neredeyse mucizeye esdeger. Ari maya ve onun ‘oc esigi’ hakkinda tahminde bulunamiyorum, ancak karma gercekten is basindaysa biz ey kiymet nedir bilmeyenlerin daha gorecegi cok sey var, orasi kesin.

Ne yapar daha cok sukrederiz sorusu, nasil daha iyi insan oluruz sorusundan bile daha anlam fakiri olabilir bu noktada. Zira bazi dersleri asla alamadigimiz, bazi hatalari asla duzeltemedigimiz gibi; bir takim seyleri de asla ogrenemeyiz; ve sukretmek bunlardan biridir. Basimiza bulasan her turlu dert bize ‘sundan da kurtulayim, yaaerabbim, artik herbirseyin kiymetini bilecem valla bak’ dedirtse de, dertler temelde asla bitmediginden; hatta cogunlukla ussel olarak arttigindan, sukur edecek mertebeye asla ulasmayacagimiz da garanti.

Ee, o halde? Kiraza, igde agacina, aksam vaktine, kusluk vaktine, kahve kokusuna, denize, J.D. Salinger’a, yavaslamaya, aglamaya sahip oldugumuzu ara ara hatirlayip, mutlu olmali sanki…

Zaman

17/01/2010 § Leave a comment

Senin hakkında bir şey daha keşfettim. Evet, yine. Buna fall from ignorance derdik küçükken, acaba bu tabiri de “aşımına uğrattın” mı, merak etmekteyim.. Düşüreceksen beni şimdi, bir ara kalkarım elbet, ama aynı olur muyum, sanırım onu gösterecek olan da yine sen oluyorsun.

Mesela hızlı geçmen ve yavaş geçmenden oluşan koskoca bir söylenti literatürü rafa kalkacak. Hızınla ilgili ahkam kesmeye her tenezzül ettiğimde “bu önermeler geçerliliğini yitirmiştir” diye beynimde sesin yankılanacak. Ebedi intikamın olarak addediyorum. Ne de olsa sırrını çözdüm. Açıksın artık. Ve kumandan elimde.

Geçip gitmeni mi istiyorum? Anlamayım mı nasıl bu kadar çabuk tükendiğini? Seni görmezden gelmek yetecek. Başka her şeyi o kadar çok göreceğim ki, senin esameni okumak mümkün olmayacak zaten. Aklım bir hikaye bitmeden ötekine uzanacağı için, kendi sağlık ve sıhati açısından senin varlığını hepten unutacak. Bir bakacağım, yıllardır görmediğim yeğenim bir sen iki, nerelere gelmişsiniz…

Yavaş yavaş çiğnemek istediğim zaman ise müsadenle sana kafayı takacağım. Bugün nasıl geçtin, iyi miydin kötü müydün, büyüdükçe başımızda ne çoraplar öreceksin, küçükken her şeyi ne kadar dev gösterirdin şeklinde muhtelif konularda mikro irdelemelere döne döne konu olacaksın. Bir kum saati düşün. İşte o hep akacak. İki elim o kadar tepende olacak yani. Gel söz konusu dedikasyonu sen hesap et!

Yıl bitti. Yine değişiyoruz. Hop.

29/12/2009 § 1 Comment

Zamanla yarışmaca… Söz konusu liste mümkünse bu yıl bitmeden, değilse de sıradaki yılı çok eskitmeden çıkmalı. ‘Yeni yıl rezolasyonları” diğer türlü koca bir senelik dert yükü peşinatına nasıl topyekün ve sınırsız kredi açabilir ki ? Yıl biterayak bekleme yapıp geciktirmeyin adamı, daha evirip çevirip hizaya sokacağı çok hayat var. Benimkiyle başlasın hele şöyle bir… Hah şöyle… buyurduk dinliyoruz.

1) Daha az şikayet edilecek. Daha az şikayet edilecek şey yaratılacak. Halihazırda elde mevcut şikayete gelir dert stoğu ile idare edilecek. Kaşınan yerler üflenecek. Ya da buz basılıp tuzdan uzak tutulacak. Veya komple kendi haline bırakılacak. Kaşınan, kaşına kaşına susuyor mu, bu kez bir değişiklik yapılarak denenip görülecek.

2) Olumlu olunacak. Olumlu olmanın kara kaşı kara gözü hatrına değil; olumsuz olmanın sonu olmadığı gerçeğini idrak ve kalkındırma kampanyası kapsamında negatif düşünce sinekleri itina ile savılacak.

3) Daha az umursanacak, umursanmak üzere daha az şey elekten geçirilip eteğe alınacak. İpin ucunu kaçırmak illa gerekecekse, kantarın topuzu “kendim ettim kendim buldum”dan yana değil, “vurdum da duymadım” dan yana kaçırılacak. Vurduysak da duyulmayacak, kim vurduya da gidilmeyecek.

4) Şahsi marazlar sıcak suya batırılacak. Yumuşatılacak. Törpülenecek. Kalan sağlar bizim olup, sevilip sarmalanacak. Yumoş moduna geldik mi, aynısı komşu marazlar için de yapılacak. Yumoştan sonra bir de ermiş mertebesine erişip rahatlanacak.

5) “Kontrolsüz güç, güç değildir” sözüne verilen prim bir müddet geri çekilip, kaynak “İçi boş hırs, hırs değildir” sözüne aktarılacak. Uğruna neden kudurduğumuzu bilmediğimiz şeylere en az birer makul sebep bulunacak. Sürekli hayatımızdan itip kakmaya çalıştığımız şeyler için birer anlamlı mazeret belirlenecek. Gurur yapılmayacak, ağlanacak. Gurur duyulmayacak, mutlu olunacak.

Her yazarın bir mutlu yıllar deyişi vardır. Haydi bakalım, mutlu yılllaaaaaar!

Noel baba ve çikolatası

25/12/2009 § Leave a comment

1 yıl önce bugün çok sevdiğim birinden en son haber aldığım günmüş. 1 yıl sonra bugün, Noel günü bana kart atarak kontağımızın son halkasını zincirine geçirdiğini bilseydi acaba yine bu manidar dokunuşun aynısını mı icra ederdi diye düşünmeden edemiyorum. Son sözü söyledi ve gitti. Onun sözü son oldu; ve beni ondan sonra kim bilir kaç yıl daha sürecek olan hayatın kalanında bu gerçeğe mahkum ederek gitti. Belki ‘çok sevdiğim insan’ payesini benim dilimin hakimiyetinden sonsuza dek çıkarmış olarak gitti. Günlerden bir gün ‘sevgi çikolata gibidir, yerken ne kadar lezzetliyse, bittiğinde ağzında o kadar acı bir tat bırakır’ dediği kadar acıtarak gitti. Ne garip. İnsan bazen kasıt bile etmeden karşısındakini acıtabiliyor… Çoğu zaman çılgınca uğraşmasına rağmen, en ufak dokunamasa da…

Past tense

17/11/2009 § Leave a comment

Let it become past, before it becomes more tense.

Where Am I?

You are currently browsing the öğrenmece category at Muhtelif Hikayeler.