Çok şükür pek şükür

06/06/2010 § Leave a comment

Su hayatta en az yüz verdiğimiz şeyi açıklıyorum. Evet, ilkokulda siramiza sirf sirinlik olsun diye  uzerinde ari maya resimli kokulu silgi birakan sinifin en az populer cocugundan bile az yuz verdigimiz seyler var. Birincisi sükretmek. Ustelik sükretmek oyle bir sey ki, elinde 8 tane erzak posetiyle minibus basamagini tirmanmayi basaran ananenin cusseli bir ‘cok sukur yarabbim’ cekerek yan koltuga oturdugu anlar haricinde sukur etmenin aklımızın ucundan geçmesi bile neredeyse mucizeye esdeger. Ari maya ve onun ‘oc esigi’ hakkinda tahminde bulunamiyorum, ancak karma gercekten is basindaysa biz ey kiymet nedir bilmeyenlerin daha gorecegi cok sey var, orasi kesin.

Ne yapar daha cok sukrederiz sorusu, nasil daha iyi insan oluruz sorusundan bile daha anlam fakiri olabilir bu noktada. Zira bazi dersleri asla alamadigimiz, bazi hatalari asla duzeltemedigimiz gibi; bir takim seyleri de asla ogrenemeyiz; ve sukretmek bunlardan biridir. Basimiza bulasan her turlu dert bize ‘sundan da kurtulayim, yaaerabbim, artik herbirseyin kiymetini bilecem valla bak’ dedirtse de, dertler temelde asla bitmediginden; hatta cogunlukla ussel olarak arttigindan, sukur edecek mertebeye asla ulasmayacagimiz da garanti.

Ee, o halde? Kiraza, igde agacina, aksam vaktine, kusluk vaktine, kahve kokusuna, denize, J.D. Salinger’a, yavaslamaya, aglamaya sahip oldugumuzu ara ara hatirlayip, mutlu olmali sanki…

Advertisements

Hidir ile Ilyas

11/05/2010 § 2 Comments

Kas yaparken goz cikariyorsan, varsin sana da gozunun ustunde kasin var demeyiversinler, degil mi?

Bir Hidirellez daha, binbir incik ve cincigiyla geride kaldi. Bir kez daha goruldu – ve belki bu kez anlasildi ki – dilek dilemek zor zanaat. Peceteye kebapcinin tukenmez kalemiyle ciziktirip, adak agacinin en ecis bucus dalina ilistirdigin bir kagittan soz ediyorsak; zaten gecmis olsun. Seni ne Hidir kurtarabilir ne de Ilyas. Neyse ki, bu yil Ahirkapi semalarinda kofte-cigborek-hosmerim tezgahlari arasinda zurnacilar esliginde yurumeye  calisan ‘senlikbaz’ ahalinin hic olmazsa bir uyesi bu bilgiye vakif oldu da, kendini ileriki yillarda tas atip elini yormaktan kurtardi.  O zaman bu da Hidir’la Ilyas’a ondan armagan olsun, daha ne?

Hayir, dilek dilemekle ilgili bir al-ver meselem bulunmuyor. Lakin hic maruzatim yok desem de, bana inanmayin. Tersine, ugruna yillardir her turlu agacin dalindan gul fidaninin kokune kadar doganin bogrunu dagladigimiz  bu kurumun toplumda halen yeterince saygin bir mertebeye ulasamamis olmasi beni ziyadesiyle uzmekte. Asmayi, gommeyi biliyoruz da, dilemeyi bilmiyoruz arkadas! Halbuki ne dedik, dilek dilemek zor zanaattir. Nasil derler… ayri bir oz-farkindalik gerektirir. Ve tam da bu nedenle, bunu aslinda kimse demez. Aksine dort bir taraf, hayatta hakikaten ne istediginin ayrdinda olmayan, lakin satir satir dilek fermani doseyip Ahirkapi’da agac dalina baglamaya gelen insanlarla doludur. Ustune iki gobek atip, kofte kokarak evlerine donduklerinde, beyhude omrun bir senesini daha hayirlara vesile eylemis olduklarina inanirlar. Ne de olsa inanmak basarmanin bir yarisi; Hidir’la Ilyas’in kavusmalarini davul zurna esliginde kutlayip agac dalina ‘hayirli bir kismet’ ‘bol kazancli is’ ‘oss’de baraji gecmek’ yazmak da diger yarisidir.

Ote yandan, serdeki ayran gonulluluge toz konduramayan, ve her sene bu zaman Hidir ile Ilyas’in carpmak istedigi umut dusmani kilikli vatandaslar da yok degildir elbet. Ve bunlar da hatir gonul hatrina bir Mayis aksamin korunde Sultanahmet’ten Ahrkapi’ya akan kalabaliga karismis, ve\ya gecenin bir yarisi Cankurtaran’dan Gulhane’ye tirmanip  nefessiz kalmislarsa, bu bir takim gaflet ve delalet anlarinin eseridir, baska da bir sey olamaz!

Bir baska ucleme: Izlemek / Seyretmek / Bakmak

11/03/2010 § Leave a comment

Sorun su ki, su an film izliyorum. Yani tam su an reklam izliyorum ama TV ekranina ‘baktigim’ takriben son 20 dakikadir bu yaziyi yazmayi dusunmek, bu yaziyi yazmak, baska yazilara goz atmak, baska kanallara goz atmak seklinde ve bunlarla sinirli kalmayan yan islerim var. Gidip geliyorum; bir evin icinde, bir beynimin icinde. Gozlerim ekrana kilitli, ama aklim arkada bir yerlerde guzel Turkce’min izlemek / seyretmek / bakmak eksenindeki nuans farklarinin icinde kaybolmus… Aklimin bir kismi yarin ne yapariz, kalani ise bugun neden boyle yapik derdinde…

Oysa simdi yapmak gereken basit, en az filmin, filmlerin adi kadar: Yumurta. Sut. Bal. Sadece tadini cikarmak. Gereken sey de basit, ve hepimize gerekiyor: Biraz dikkat. Biraz sabir. Biraz agirdan almak. Sakin olmak. Zaman. Bir seyin tadini, kendi zamaninda cikarmak. Ne dun, tadi henuz yok iken, ne de yarin, tadi kalmadiginda.

Tez yazsam da olurdu, hani.

08/03/2010 § 1 Comment

Sevgili okur, ben kendimi yillar yili utanmadan multi-tasking insani sanip durmusum, itiraf ediyorum.

‘t’ aninda 3 isten asagisi beni keser mi, kesmez’ dusdurum aslinda marifet degil yanilsama;  bir gun olsun da basimin isimi astigini gorememem ise, surpriz degil dupeduz bir tumevarimdan ibaretmis meger.

Elimi buldugum her tasin altina sokmaya, her seye maydonoz olmaya, her konuda ahkam kesmeye kendimi mesul ilan ettigim gun herhalde o kadar antik tarih olmus ki, kafamin arkasinda bir ‘bitmeyen isler yigini’ ile gezmedigim – ve ayni zamanda bilincustu de olan – bir hatiram yok desem, carpitmis olmayacagim. (Bu noktada parantez acmak gerekir, hatta acilir, ki; kendimi bildim bileli klisesini cumle icinde kullanmaya herhangi baska bir kliseden daha fazla bayilmasam da bazen boyle yeri geliyor, affola). Sozun ozu, bir gun hayatinizdaki en buyuk degisimin yapmadiginiz “erte” islerin siralamasi oldugunu fark ederseniz anlayin ki o hayati biraz evirip cevirmek “silke” yapmak vakti gelmis, hatta gecmekte olabilir.

Ertelemenin de kendi icinde bir adabi muasereti; ve bazilarinin digerlerine gore daha basariyla yonettigi bir muessesesi var elbet. Siz beceriksiz patronsaniz, sanmayin herkesin gemisi dalgalarla bogusuyor. Icimizde oyleleri var ki, iki pirasa bir havuc ile ratatuy pisirip cumle aleme kuzu pirzola diye yedirebilir.

Neyse, konumuz bu degil. Konumuz, … ama o da ne ? Sirtimizdaki kamburlardan biri gitmis olabilir mi? Gitmis valla… Londra’ya ucmus bile:

http://oleslondon.blogspot.com/

Artik horoz, kendi coplugune donebilir!

(Eski coplugune diyelim, kardesler arasina fitne sokmayalim.)

Şıp

14/01/2010 § Leave a comment

Hazırlanmak namına yapmanız icap eden herşeyi gereksizce uzatıp, incecik zincirden yapılma bir kolyeyi boynunuza takmaya on saniye ayırmak yerine onu cebinize atarsanız, bir sabah hayatiniza yepyeni bir düğüm daha ekleyebilirsiniz.

Bir zamanların damla kolyesi yumak yumak olmuş size bakarken, siz de bir bakarsınız şöyle düşünceler sızmıştır aklınızın çatlaklarından: Hiç ummadığınız bir anda hiç ummadığınız bir köşesi elinizde kalabilmektedir hayatın. Yeterince ütüleyecek ıvır zıvırınız yokmuş gibi, muntazam şeyleri kendi elinizle kırıştırmanız sadece ve sadece an meselesidir.

Anlam çıkarmaya bayılanlardansanız bir de üstelik, sıradaki soru – kolyenizin damlasından küçük olmasın – şıp diye damlayıverir:

Bu düğümü çözünce, diğerleri de peşinden gelir mi?

Ya her şey mal mülk her şey para pul?

29/12/2009 § Leave a comment

Para, düşünmeyi çok sevdiğim şeylerden değildir.

Hiç bir şeyi fazlasıyla düşünmeye bayılmadığım için, harcarken beni pek de sıkmayan para, kazanmasına ve daha çok kazanmasına kafa yormaya gelince beni önce biraz boğar, ama fazla uzatmadan pençelerini salıverir bileklerimden.

Hırslı mıyım, kendim hakkında karar veremediğim şeylerden biri bu. Ama mutlaka genel bir yargıya varmak şartsa, başarı için yaşadığımı kabul etmem gerekir sanırım… başarıyı iş-okul-kariyer ekseni dışında tutmak kaydıyla.

Başarmak benim dilimde, işte terfi etmekten arada bir erken uyumayı becermeye kadar her anlamı taşıdığı için, ben bunu boş boş söyleyenlerin aksine, gerçekten başardıkça varolurum. Başarı hem küçücük hem kocamandır. Aynı mutluluk gibi.

Bu nedenle parasızlık değil başarısızlık beni mutsuz eder.

Yine de 2010’da, dünyanın bunu dile getiren yarısı ve farkında olmadan uman kalan yarısı gibi, daha çok para rica ediyorum! Başarıyı ben hallederim.

Yıl bitti. Yine değişiyoruz. Hop.

29/12/2009 § 1 Comment

Zamanla yarışmaca… Söz konusu liste mümkünse bu yıl bitmeden, değilse de sıradaki yılı çok eskitmeden çıkmalı. ‘Yeni yıl rezolasyonları” diğer türlü koca bir senelik dert yükü peşinatına nasıl topyekün ve sınırsız kredi açabilir ki ? Yıl biterayak bekleme yapıp geciktirmeyin adamı, daha evirip çevirip hizaya sokacağı çok hayat var. Benimkiyle başlasın hele şöyle bir… Hah şöyle… buyurduk dinliyoruz.

1) Daha az şikayet edilecek. Daha az şikayet edilecek şey yaratılacak. Halihazırda elde mevcut şikayete gelir dert stoğu ile idare edilecek. Kaşınan yerler üflenecek. Ya da buz basılıp tuzdan uzak tutulacak. Veya komple kendi haline bırakılacak. Kaşınan, kaşına kaşına susuyor mu, bu kez bir değişiklik yapılarak denenip görülecek.

2) Olumlu olunacak. Olumlu olmanın kara kaşı kara gözü hatrına değil; olumsuz olmanın sonu olmadığı gerçeğini idrak ve kalkındırma kampanyası kapsamında negatif düşünce sinekleri itina ile savılacak.

3) Daha az umursanacak, umursanmak üzere daha az şey elekten geçirilip eteğe alınacak. İpin ucunu kaçırmak illa gerekecekse, kantarın topuzu “kendim ettim kendim buldum”dan yana değil, “vurdum da duymadım” dan yana kaçırılacak. Vurduysak da duyulmayacak, kim vurduya da gidilmeyecek.

4) Şahsi marazlar sıcak suya batırılacak. Yumuşatılacak. Törpülenecek. Kalan sağlar bizim olup, sevilip sarmalanacak. Yumoş moduna geldik mi, aynısı komşu marazlar için de yapılacak. Yumoştan sonra bir de ermiş mertebesine erişip rahatlanacak.

5) “Kontrolsüz güç, güç değildir” sözüne verilen prim bir müddet geri çekilip, kaynak “İçi boş hırs, hırs değildir” sözüne aktarılacak. Uğruna neden kudurduğumuzu bilmediğimiz şeylere en az birer makul sebep bulunacak. Sürekli hayatımızdan itip kakmaya çalıştığımız şeyler için birer anlamlı mazeret belirlenecek. Gurur yapılmayacak, ağlanacak. Gurur duyulmayacak, mutlu olunacak.

Her yazarın bir mutlu yıllar deyişi vardır. Haydi bakalım, mutlu yılllaaaaaar!

Where Am I?

You are currently browsing the takıntılar category at Muhtelif Hikayeler.